30 Aralık 2009 Çarşamba

Global Düzenbazlar V









Merhaba. Bu yazıyı okumadan önce muhakkak “Global Düzenbazlar IV” yazısını okumanızı tavsiye ediyorum. Eğer okuduysanız; derhal hızımızı alalım ve “Nigerian Scam / 419” konusuna devam edelim.

419 hadiseleri sadece “devrik bir liderin oğlu, bir bürokratın örtülü ödenek paralarını aklaması v.b.” unsurları içine almıyor elbette. Son zamanlarda bilhassa +359 telefon kodu ile komşu Bulgaristan’dan da sıkça gelen arkadaşlık teklifleri (!) sayesinde bu tarz dolandırıcılıklar da boyut değiştirmiş ve budaklanmıştır. Ama biz yine de işin ticari kısmından örneklemelere devam edelim.

Bitirdiğimiz kriz senesinde pek çok üretici / işletmeci daralan Avrupa pazarından gözlerini diğer pazarlara çevirmek zorunda kalmış ve dış ticaretteki dikkatlerini 3. Dünya ülkerinin olduğu Afrika pazarına kaydırmıştır. Bilhassa tekstil üreticileri, Afrika pazarını kendilerine hedef-pazar seçmişlerdir..

Ancak, özellikle Nijerya çıkışlı Afrikalı firmalara dikkat etmekte fayda var. Nijerya çıkışlı firmalardan çoğu üretici ve ihracatçı muzdarip olmuş durumda. Türk ihracatçısına faks, telefon, e-posta veya B2B sitelerinden ulaşıp satış konusunda aracılık yapabileceklerini bildiriyorlar.

Afrikalı dolandırıcılar; bazı belgelerin doldurulmasını, ardından kaşelenerek geri gönderilmesini talep ediyorlar. Kaşelenmesini istedikleri belgeler; ICPO (Irrevocable Corporate Purchase Order) yani geri dönülemez satın alma sözleşmesi ve LOI (Letter of Intent) yani niyet mektubu. Bu belgelerle güven kazanan firmalar, imzalardan hemen sonra sözde bir “avukat” sizinle irtibata geçiyor ve elbette sizden sözkonusu avukatlık hizmetleri için yüklü bir meblağ para istiyor.(1) Elbette çoğu firma da “kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” mantığı ile karşılarına çıkan meblağları transfer ediyorlar.

Yine kendilerini firma sahibi/ bürokrat gibi tanıtan bu uyanıklar sizden ilk etapta az az, fakat ilerleyen etaplarda yoğun miktarda numune de almak isteyebilir. Örneğin “Global Düzenbazlar II” yazımda bir e-ticaret kazazedesinin Nijerya’lı bürokratlara (!) neredeyse bütün bır kış yetecek kadar bal, tereyağı ve fındık ezmesi yolladığını yazmıştım. Dolayısıyla buradaki en önemli unsurun; büyük vaadlerle gözü boyanan kurbanın, küçük küçük ısırılması ve uygun an geldiğinde de boğazlanması olarak resmedilebilir.

Eğer atılan oltaya yakalandıysanız; para kazanma hayaliyle size söylenen yalanları ister istemez görmezden gelebilirsiniz. Örneğin; işte bazı aksamaların olduğu, bazı problemlerin çıktığı söylenerek bir takım komisyon ve sözde rüşvetlerin sizden istendiğini görebilirsiniz. Karşı tarafı yeteri kadar doyurursanız ya da tam tersi hiç doyurmassanız, bu şahışların bir anda sırra kadem bastıklarını görürsünüz.

Bir diğer senaryoda da; çeşitli bahanelerle sizden kimlik ve pasaport bilgilerinizin eksiksiz olarak alınmasıdır. (örneğin size davetiye yollamak isterler, çünkü sizi hayali bir beş yıldızlı otelde ağarlayacaklardır ve size eşsiz Lagos akşamlarını tattırmak istediklerini söylemişlerdir) Eğer bu ticari toplantı fırsatını onaylar ve kimlik bilgilerinizi karşı tarafa yollarsanız; kim bilir belki de adınıza çekilmiş yüklü bir miktarda banka kredisi olduğu gerçeğini öğrenebilirsiniz. Unutmayın ki “minareyi çalan kılfını uydurur” ! İşbu nedenle size herşey çok profesyonel gözükecektir. Her türlü formlar, e-mailler, telefonlar, avukatlar ve hatta promosyon ürünler gözünüzü boyamaya hizmet edecektir.

İşin en kötü yanı bu tarz bir dolandırılma ile karşılaşırsanız paranızı kurtarma gibi bir şansınızın hemen hemen hiç olmamasıdır. Bu sebepten ötürü mail kutunuza düşen bu tarz mailleri dikkate almamanız sizin yararınıza olacaktır.(2) Hatta parasını kurtarmak için Nijerya’ya giden kazazedelerin, 419’cular tarafından kaçırılıp ailelerinden fidye istendiği bile rapor edilmiştir. Bu da 419’cuların nasıl örgütlendiğine en somut örnektir. Yani elinizi verirseniz muhakkak kolunuzu kaptırırsınız.

O halde ne yapalım? Afrika ile hiç çalışmayalım mı? Elbette hayır. Ama ilk etapta bu 419 tarzı e-mailleri gelir gelmez silin gitsin. Öte yandan gerçekten ticari bir faaliyet amacı ile sizinle irtibat kurulduğuna inanıyorsanız, ya da irtibatı siz kurduysanız, benim şahsi önerim hemen Nijerya’daki Türk Ticaret Müşteşarlığı ile irtibata geçmeniz ve karşı şirketin ticari sicilini inceletmeniz. Bunun da akabinde eğer sorun yok gibi gözüküyorsa ödeme şeklini mümkün mertebe “Peşin Ödemeye” çevirmeye çalışın. Zaten ürününüz sizinle çalışmak istenecek kadar “niş” ya da fiyat bakımından uygunsa zaten şartlarınızı kabul ederler. Yani kısaca özellikle bu tarz 3. dünya ülkeleri ile çalışırken ekstra dikkat ve özen göstermenizi şiddetle tavsiye ederim...

Eğer tüm bunlardan sonra halen daha size bu 419 tarzı e-postalar geliyorsa lütfen bu e-postaları buraya yönlendirin.

Ne diyelim...Lütfen çok dikkat edin ve ekran karşısındaki kişinin artniyetli olabileceğini unutmayın..


Kolay gelsin....


Berk PINAR


Dış Ticaret Uzmanı



Kaynaklar :
1. www.foreigntradeforum.com yazar: Burak Çağrı Ekici
2. www.foreigntradeforum.com yazar: Burak Çağrı Ekici

Global Düzenbazlar IV











Merhaba. Bu yazımda hem “global düzenbazlar” yazı dizimize devam edeceğim hem de “nigerian scam / 419” diye adlandırılan dolandırıcılık yöntemlerine değineceğim.

Eminim ki çoğunuza bilhassa Nijerya’dan, Bangladeş’den zaman zaman Endonezya’dan veya Rusya’dan kafa karıştırıcı e-postalar geliyordur. Bu e-postalarda ya hükümetler değişmiş, askerler iktidara gelmiştir, ya memleketin ünlü bir siması vefat etmiştir ve genellikle İsviçre’de bulunan hesapların aktarılması için bir yurtdışı hesabına ihtiyaç vardır, ya da devrik kralın çocukları bürokratlar aracılığı ile aile sermayesini “sizin” üstünüzden yurt dışına kaçırmak istemektedirler. Bunun karşılığında da size yüksek oranlı komisyon teklif edilmektedir. Fakat ne gariptir ki; kimi zaman yüzlerce milyon amerikan dolarını bulan bu servet sahiplerinin (!) koca dünyada sizden başka güveneceği bir kimse de yoktur. (1)

Şu aşamada eminim ki çoğunuz içinizden diyorsunuz ki; “Ben hayatta böyle birşeye inanmam, bana böyle bir e-posta gelse hemen silerim”. Belki haklısınız, ama rakamlar tam tersini söylüyor...

Dilerseniz; bir de bu tarz dolandırıcılık hikayelerinin merkezinin neden Nijerya olduğunu, bu tarz hadiselere neden “Nigerian Scam” (Nijerya Dolandırıcılığı) denildiğini bazı şaşırtıcı bilgilerle destekleyelim.

• Nijerya, Afrika’nın en kalabalık ülkesi (tahmini 135 milyon)
• Nijerya, Afrika’nın en büyük ikinci ekonomisi (hem de katma değerli üretim olmadan)
• Nijerya dünya’nın en büyük altıncı petrol üreticisi (halka düşen pay neredeyse % 0 !!)
• Nijerya, BM kayıtlarına göre Dünya’da en fazla yolsuzluk yapılan ülkesi.
• Nijerya, kabileler ve dinler arası gel-gitler yaşayan, tam anlamıyla bir kosmopolit çorba. (2)

Bu altyapısal bilgilerden sonra belirtmeliyim ki; Nijerya’da gelir dağılımı çok bozuktur. Dünya’nın altıncı büyük petrol üreticisi olmasına rağmen, ülkede petrol karaborsadan satılmaktadır ve parayı sadece devlet ile iş yapan aracılar (!) kazanmaktadır. Alt ve üst yapısı neredeyse “0” olan bu ülkenin “genç girşimcileri” de sermayesiz oldukları için çözümü dolandırıcılıkta buluyorlar. Yapılan tahminlere göre ülkede 250.000 profesyonel dolandırıcı var. Bakın düşünün ki bu rakam; orta ölçekli bir Anadolu kentinin kadınlı-erkekli, çoluklu-çocuklu rakamına denk geliyor.



Bu tarz mektupla kurban arama sistemi ilk etapta posta yoluyla başlamış, zaman içinde teknolojiye ayak uydurarak faksa, şimdi de e-posta vasıtasıyla kozmik bir sıçrama gerçekleştirdi ve dünyada bu işin öncüsü Nijerya olduğu için de “Nigerian Scam” adıyla anılmaya başlandı. Bu tarz dolandırıcılık vakaalarının bir diğer ismi de “419” olarak adlandırılmaktadır. 419 ismi; Nijerya’daki hukuk sisteminin “dolandırıcılıkla alakalı” maddesinden gelmektedir. 419 vakaalarının sağladığı senelik ort. 1.000.000.000,00 $ (bir milyar dolar), Nijerya ekonomisinininde % 2 sine tekabül etmektedir. Bu nedenle de Nijerya hükümeti, dolandırıclığa karşı savaş açmış gibi görünse de “ekonomiye döviz girdisi sağladığı için” altın yumurtlayan tavuğu kesmek niyetinde değillerdir.



Devam edeceğim...

Berk PINAR

Dış Ticaret Uzmanı






Referanslar :

(1) : Radikal Gazetesi
(2) : www.binrota.com

27 Aralık 2009 Pazar

GLOBAL DÜZENBAZLAR - III








Merhabalar.. Bu yazımda hem “global düzenbazlar” yazı dizisine devam edeceğim, hem de “hayati lojistik detaylar” yazı dizimize gönderme yapacağım. Önceki yazılarımda uluslar arası ilişkilerde, ticarette nakliyecilerin öneminin üzerine basarak dem vurmuştuk. Bugünkü yazımız da hemen hemen aynı paralellikte.



Kısa bir vaka anlatarak konuya hızlıca girelim : Malatya’dan yüklenen 20 ton kuru kayısı, Türkiye’de ihracata dair gümrük işlemlerinden geçtikten sonra (yani tutarı, cinsi, tonajı beyan edildikten sonra) ihracata hazır hale getiriliyor ve akabinde gümrük halatları bağlandıktan sonra yola çıkıyor. Ortalama bir haftalık bir yolculuğun ardından Fransa’nın bir kentine malzemeyi teslim etmek için Fransız gümrüğüne geliyor. İthalata dair işlemlerin akabinde kayısılar alıcı tarafından teslim alınıyor. Elbette buraya kadar her şey normal seyrinde ilerliyor. Alıcı önceden edindiği tecrübelere istinaden malı tartıyor ve sonucu 18 ton olarak çıkartıyor. Bu olayın ardından hemen satıcı firma ile irtibata geçerek malın iki tonunda noksanlık olduğunu ve ödemeyi 18 ton üzerinden yapacağını beyan ediyor. (mal mukabili çalışılmış – dış ticarette ödemeleri incelemek için buyurun buraya) Satıcı firma biraz da ihracat tecrübesizliğinin verdiği dezavantajla malın 20 ton olarak yüklendiği konusunda ısrar etse de, ilerideki işlerin önünü tıkamamak adına itirazına son veriyor ve eksik ödeme tahsil ediyor.





Peki böyle bir durumda neler yapılabilir, nasıl böyle bir şey olmuş, burada nakliyecinin önemi nedir? Bir de bunlara değinelim.






Soru 1 : 20 ton kayısı nasıl bir haftada 18 ton olur?


Cevap 1 : Oldukça basit. Tam kurumamış kayısı yolda su kaybıyla kütlesinin %10’unu buharlaştırırsa (ki bu zaten olağan bir durum, tıpkı salatalıkların hale doğru yolda gelirken büyümeye devam etmesi gibi) bir haftada yirmi tonda iki ton su kaybı yaşanabilir. İzafi anlamda yok olan bir maddeden değil, şekil değiştiren bir elementten bahsediyoruz. Yoksa elbette hiçbir madde yoktan var olmaz, vardan yok olmaz. :)






Soru 2 : Bu aşamada nakliyeciye danışılsaydı, onlar bu hususta ne yapabilirdi?



Cevap 2 : Nakliyeciye eğer danışılsaydı, nakliyeci ilk etapta satıcıyı ve kendini haklı çıkarabilmek adına şu soruları sorması gerektiğini öğütlerdi. “Kap adetlerinde noksanlık var mı, eğer varsa kaç kap, eğer yoksa deformasyon yapılmış mı yani ellenmiş mi veya çalınma gözlenmiş mi, mal gümrüğe vardığında gümrük halatı bağlı mıydı (ki değilse zaten gümrük işleminde denetim olur). Bunların akabinde ihracat sırasındaki kantar fişini de satıcıya ulaştırabilir ve satıcıyı argümanında nispeten haklı konuma taşıyabilirdi.








Soru 3 : Böylesi bir durumu peşinen nasıl engellersiniz?


Cevap 3 : Bir kere unutmamak gerekir ki; meyve-sebze işlerinde bu tarz dalavereler çok olur. Bu nedenle ödeme koşullarında belki biraz daha katı olmak sizin riskinizi azaltabilir. Belki pazarlık şansınız da azalabilir ama hiç değilse zarar etmezsiniz. Veya bu tarz durumlar için müşterinizi önceden uyarıp onayını alabilirsiniz. Bu sayede sevk sonrası sorun yaşamazsınız.






Soru 4 : Şayet böylesi bir durumla karşılaşırsanız, çıkış nasıl olur?


Cevap 4 : Olasılıklar dahilinde ya fire payına katlanırsınız, ya karşı tarafın katlanmasını iknaya çabalarsınız , ya uzlaşamazsanız sözleşmenizde belirtilen idari mahkemelere başvurursunuz (ki her satış sürecinde bilhassa ihtilaf halinde yetkili olacak mahkemenin belirtildiği bir satış sözleşmesi yapılmasını öneriyorum), ya da uluslararası bir hakem heyetine başvurursunuz.







Soru 5 : Bu işte karşılaşılan diğer “çakallıklar” nelerdir?


Cevap 5 :Sadece tonaj firesinden değil, aynı oyunu malı teslim alan firma “malların belirli bir oranının çürük, ezik vb. çıktığını” söyleyerek de yapabilirler. Bu aşamada da alıcı taraf yüklemeye dair beklediğiniz paranın tamamını ödemekten kaçınacaktır.




Sonuç olarak; elbette her işte risk var, elbette her işte fire payı var ama bir de şu var ki; eğer fire olacaksa veya risk unsuru mevcutsa, bunun dümeninin sizin elinizde olması gerekir, karşı tarafta değil. Ayrıca “Nasılsa ileride daha çok iş yaparım!” düşüncesiyle yelkenleri kolayca suya indirmemeliyiz. Neticede bu tarz olaylar milli serveti ve ticari ünvanımızı zedeleyen eylemler.



Kısacası her zaman değindiğimiz gibi ; aman dikkat!!! Özellikle dış ticarette, daha fazla ihtiyatlı olmakta fayda var. Neticede büyük olasılıkla mal sattığınız ya da mal aldığınız kişiyi belki de hiçbir zaman şahsen tanımayacaksınız ve siz ona bir bilgisayar ekranına bakarak güvenmeye çalışıyorsunuz. Unutmayın!!!




Görüşmek üzere..



Berk PINAR

24 Aralık 2009 Perşembe

Video Blog - Part I - Soru/Cevap




12.122009 tarihli bulustrend'deki video - log'umuz ...



Görüşmek üzere..

Berk PINAR

16 Aralık 2009 Çarşamba

E-BAY’DEN ALDIĞIM MALI VERGİ ÖDEMEDEN NASIL İTHAL EDERİM?







Merhabalar. Uzun zamandır yazmayı planladığım ve bir türlü fırsatını bulamadığım fakat belki de en önemli konulardan birine geldi sıra : Özellikle yurtdışındaki “e-bay” tarzı B2C sitelerinden alışveriş yapmak ve bunları sorunsuz (vergilerden muaf) bir şekilde Türkiye’ye getirme hadisesi.

Bildiğiniz gibi bilgisayar hayatımıza bu denli girmesine, bir de tüketim kültürünün de pohpohlanması eklendiğinde hemen hemen herbirimiz, hiç görmediğimiz ürünleri internet üzerinden alıp-satar olduk. Hatta bir belgeselde e-bay’den alışveriş yapmış bir adamla yapılan röportajda adam e-bay’den aldığı çamaşır ipini gösteriyordu. Muhabir “Neden çamaşır ipini gidip e-bay’den aldınız, yaşadığınız yerde ip satan yer yok mu?” diye sorduğunda adam da “Ne bileyim, gördüm aldım.” yanıtını veriyor ve beni ziyadesiyle hayrete düşürüyordu . O zaman anladım ki bu hadise almış başını, tahhayyül bile edilenin çok ötesine varmış.

Şimdi benim burada yazacağım yazı; tüketim kültürü, internet satışları v.b. değil. Ben bu ürünleri bu sitelerden aldıktan sonra sözkonusu bu nemaları “Hangi şartlarda sorunsuz (sorunsuzdan kasıt: vergiden muaf ve istisna halleri) bir şekilde nasıl Türkliye’ye getiririz?” hususuna değineceğim.

Şimdi kısaca ve basit bir lisan ile şu noktalara değinelim :

• Yurtdışından veya internet üzerinden yurtdışındaki bir fimadan aldığınız ürüne aşağıda belirteceğim muafiyetler haricinde gümrük vergisi, ek gümrük vergileri (ör: uzak doğu ülkelerinden gelen ürünler başka bir değişle serbest ticaret anlaşmamızın olmadığı ülkeler) , malzemeniz gümrük denetim işlemine girdiği için ya gümrük komisyoncusuna vereceğiniz komisyon ya da işlemleri kendiniz yapacaksanız bir yığın emek, kargo şirketine vereceğiniz ordino bedeli (antrepo beyannamesine geçiş olmasına rağmen halen daha alıyorlar) ve ardiye masraflarını ödersiniz. Ortalama bir rakam vermek mümkün olmasa da KDV hariç size çıkabilecek masraflar toplamı 300-500 lira arası değişir. Elbette buna navlunu yani gönderi masraflarını da eklemelisiniz.

Şimdi de hangi şartlarda muafiyetler oluşur, ne zaman e-bay vb tarzı sitelerden alışveriş yaparsanız veya yurtdışından bir eşyayı şahsen alırsanız yukarıdaki tutarları ödemessiniz, bir de buna göz gezdirelim : (G.K. mad.167’den)

• En düşük olasılık olan ama kanunda en üstte bulunan “cumhurbaşkanının zattına veya ikametine gelen eşya”  (fıkra.1)
• Posta ya da kurye aracılığı ile gelen ve değeri 150 €’yu geçmeyen ticari mahiyette olmayan eşya, (fıkra.4)
• Gerçek kişiler tarafından ithal edilen (beraberinde getirilen) eşyalar ile alakalı olarak ; (fıkra.6)
a) Değeri 430 €'yu geçmeyen yolcu beraberinde getirilen hediyelik eşya.


Kısaca özetlemek gerekirse ; ister malın satın alındığı mecra bir internet sitesi olsun ister şahsen almış olun, şunu gözönünde bulundurmalıyız ki; buradaki en önemli unsur malın ticari mahiyet taşımıyor olmasıdır. Çünkü söz gelimi 30 €’ya Türkiye’de satmak üzere tek bir mal bile getirseniz gümrük denetimi sırasında bu maldan bir KDV kaybı yaşanacağı algılanabilir ve 30€’luk malınız bile gümrük vergisine ve gümrük işlemlerine tabii tutulabilir. Burada aslında öznel yürüyen bir sistematik olduğunu da belirtmekte fayda var. Yani, işler o sırada görevde bulunan gümrük memurunun insiyatifinde diyebiliriz. Örneğin siz e-bay’den aldığınız bir mala düşük fatura kestirip kurnazlık yapmak istemiş olabilirsiniz, ama bu gümrük memuru için çok da önemli değildir. O sırada malın emsal değerini kontrol edip malınızın gümrük vergilerinden muafiyetini kaldırma şansına sahiptir. Dolayısıyla işler biraz “dene ve gör” modeline göre işlemektedir. Ticari mahiyette olan bazı ürünlerin bile kimi zaman “kapıya teslim” yapılabildiğini, kimi zaman “şahsi kullanım” arz eden ürünlerin bile gümrük işlemine dahil edilebildiğini söylemekde fayda var.


Yeni yazımda görüşmek üzere...

Berk PINAR...

14 Aralık 2009 Pazartesi

Bir Girişimci Olarak Dış Ticarete Nasıl Girişebilirim?



Selamlar. Bu güzide mecrayı sürekli takip ediyorsunuz. Demek ki girişimcilik ruhuna sahipsiniz ya da hali hazırda bir işletmeniz var ve işletmenizin ölçek eknomomisine ulaşması için yeni yollar arıyorsunuz. Buaraya kadar güzel. Peki siz değerli okuyucularımızı dış ticarete nasıl çekebiliriz? Pazarınız sadece lokal mı kalmalı? Ülkece dar boğazdan geçtiğimiz şu günlerde iç pazara mı bel bağlamalıyız? Elbette hayır! Peki ne yapabiliriz? Cevaplar aşağıda...




İşletme sahibi olun veya olmayın hiç önemli değil. Hepimizin bilgisayarı ve internet ağı var değil mi? İyi kötü en azından ingilizcemiz de var. O halde size ilk dış ticaret tavsiyem hemen “e-broker”lığa yönelmeniz. Size önceki yazımda bahsettiğim e-ticaret veya dış ticaret eğitimi veren kurslar ilk etapta iyi bir seçenek. Ama buna yanaşmıyorsanız/yanaşamıyorsanız da hiç sorun yok. Zira, biraz internet bilgisi, biraz da araştırma ile yeteri kadar sabır da gösterilirse, internet üzerinden rahatlıkla ihracat ve ithalat ve hatta transit ticaret bile yapabilirsiniz. Peki bunu nasıl yapacaksınız?




İnternet tabanlı yurtdışı alım, satım, ihale, ortaklık taleplerinin girildiği siteler, forumlar, müsteşarlıklara bağlı mecralar mevcut. Hem de yüzlerce. Bu yüzden tek tek yazmayacağım. Ama Google Abimize sorarsanız (ki hazır burda sorulmuşu var ) size yeteri seviyede yardımda bulunacaktır. Bu talepleri incelemenizi, akabinde iyi bir süzme işlemi yapmanızı ve son olarak da aklınıza yatan veya ilk etapta talebi arza dönüştürebileceğinizi düşündüğünüz ilanlara e-mail veya fax yolu ile cevap yazmanızı öneririm. Hatta ilk kontaktan sonra bir de telefonla arayıp teyit alırsanız şahane olur. Önemli bir not: Talep tarihinin eskiliği sizi üzmesin. Zira bu şirket eğer o talebi vermişse, büyük ihtimalle halen daha o işlerle uğraşıyordur ve sizin eski bir talebe cevap vermeniz yine de işe yarayabilir. Bir diğer önemli not ise : Bu taleplerin çoğunluğunun yurtdışındaki ticaret müsteşarlıklarımıza bırakıldığını unutmayın. Talep sahibi firmanın ülkesinde bulunan Türk Ticaret Müsteşarlığını’da arayıp detaylı bilgi alabilirsiniz.




Özetle, krizi ve kriz sendromlarını bir kenara bırakın ve elinizin altında bulunan bilgisayar üzerinden para kazamaya başlayın. Elbette bu işte sabrın, sıkı çalışmanın, tecrübenin, iyi bir araştırmanın ve hatta biraz da şansın yanınızda bulunması gerektiğini de unutmayın.




Yeni yazımızda konuyu detaylandırmaya devam edeceğim..

Görüşmek üzere,

Berk PINAR

5 Ekim 2009 Pazartesi

İthalat ve Çin - II






Selamlar. Önceki yazımda; Çin firmaları ile yaptığınız ithalat çalışmalarında karşınıza çıkabilecek sorunlara ve bu sorunların sebeplerine değinmiştim. Bu yazıda da; hem bu sorunlara birkaç örnek daha vereceğim hem de bu sorunları bertaraf etme yollarını sizlere anlatacağım.



Şunun üstüne tekrar değinmeliyiz. Genel kanının aksine; “Tüm Çin ürünleri kalitesizdir” yargısı yanlıştır. Bildiğiniz üzere, etrafınızı saran hemen hemen bütün markalar hatta dünyanın en büyük firmaları bile üretimlerini Çin’e çeşitli sebeplerle taşımıştır. Neden Çin’e gittikleri konusuna değinmeden şunu eklemekte fayda var : Çin’de her ürünü birkaç farklı kalitede bulma şansınız vardır. Örneğin; XYZ USB’lerine fason üretim yapan bir flash bellek üreticisi firma, maliyetleri düşürerek veya artrırarak farklı kalitede ürünleri, hem kendi hem de dünya pazarına sunabilmekte. Hem de bunu yaparken, istediğiniz markayı da kendi ürününün üstüne monte edebilmekteler. Yani, yerel şartlarda bir markanız olsun ya da olmasın, Çin’li bir firma üstünden fason üretim yoluyla, kendi markanıza sahip olabilirsiniz. Fakat, önceki yazımda belirttiğim gibi, Çin’lilerin kalite anlayışlarından kaynaklanan sorunlar her zaman baki kalacaktır. Bunu da bilmekte fayda var. Peki bu ne demek? Önceki yazıya kısa bir hatırlatma; “Çinli üreticiler fire paylarını atmak ya da yeni baştan üretmek yerine direkt olarak sevkiyatın içine dahil etme eğilimindedirler.” Bunu engellemenin yolu ise; bir satın alma acentası ile anlaşmak ve sevkiyat öncesi malzemelerden numuneler alınarak kontrol ettirilmesidir.





Peki; yüzbinlerce ürün sevkiyatınının yapıldığı bir seferde, farz-ı misal yüzde beş paylık fireyi satın alma acentası yakalayamassa ve bu yüzde beş de sizin için de hayati bir önem taşıyorsa, ne yapmalısınız? Benim kişisel kanaatim, daha malzeme siparişi vermeden sizin hazırladığınız bir satın alma sözleşmesini karşı tarafa imzalatmanız. Eğer karşı taraf, yani üretici / ara satıcı; sizin hazırladığınız satın alma sözleşmesinde belirtilen, fireli , geç / eksik ve ayıplı mal sevkiyatlarını içeren şartlarda cezai müeyyideleri kabul etmiyorsa, o firmadan mal almanızı asla tavsiye etmem. Bununla beraber, yaptığınız sözleşmede, uyuşmazlık halinde hangi mahkemelerin yetkili kılındığı açıkça belirtilmelidir (özellikle Türk mahkemeleri seçilmeli), daha da ötesinde tahkim merciinin de baştan belirlenmesi şiddetle tavsiye ettiğim bir diğer husustur.





Öte yandan, Avrupalı ve Amerikalı firmaların çoğu, Çin'den mal alırken satın alma acenteleriyle çalışıyorlar. Hatta satın alma acenteleriyle işbirliği halinde kendi kalite kontrol ekiplerini de Çin'e gönderip kalite kontrolü iki kez sağlama almış oluyorlar. Böyle olunca da doğal olarak kalitenin devamlılığını sağlayabiliyor ve bu malları Avrupa veya Amerika malı olarak tüm dünyaya ve kendi piyasalarına satıyorlar. Ayrıca büyük bir bölümü Çin'den mal almak yerine aracı olduklarını bile bile Hong Kong'dan daha yüksek fiyatlara mal almayı tercih ediyorlar. Ayrıca, eğer Çin'de sizin için çalışan iyi bir ekibiniz varsa o zaman tabii ki sürekli gidip gelmek zorunda kalmazsınız.





Bununla birlikete, Çin'deki fabrikalar genelde ihracatları kendilerinin değil, tüccar firmaların yapmalarını tercih ederler. Bunun nedeni hem vergisel hem de direkt üretime odaklanmak istemelerindendir. Onun dışında da fuarlara sadece ihracat lisansı olan fabrikalar katılabilir, ki her fabrikanın bu lisansı bulunmamaktadır. Dolayısıyla da fuarlara genellikle, ihracat lisansına sahip tüccar firmalar katılırlar. Fabrikalara doğrudan ulaşmak istiyorsanız, anlaştığınız satın alma acenteniz sizin adınıza hızlı bir şekilde direkt fabrikalara ulaşıp, fiyatları sizin için araştırabilir ve fiyatlarını uygun bulduğunuz fabrikalara sizi direkt ulaştırabilir.





Çin ile iş yapmak için bu iki yazımızda yazdığımız unsurlara dikkat etmenizi tavsiye derim. Yazı dizimi, moderatörlüğünü yaptığım forumda bir arkadaşımızın yazdığı ve başından geçen bir vakaa ile noktalıyorum. Hem de bu final, aynı zamanda “Global Düzenbazlar” yazı dizime de gönderme olsun...



“Çinli firmalarla iş yapmak isteyenleri uyarmak istiyorum. Tobb/ITO gibi kaynaklarda yayinlanan dis taleplerde; zeytinyağı ile ilgili bir talep yazisi vardi. Ben de hemen talep sahibine bir mail yazdim. Önce benden, fiyat istendi, gönderdim. Firma fiyatta indirim istedi. İndirimin mümkün olmadığını söyledim, hemen kabul gördü, ve yuksek tonajlarda ürün ithal etmek istediklerini, fakat anlaşmanın Çin'de yapılmasını istediklerini söylediler. Bu talebin, bu aşamada mümkün olmadığını ve önce e-ticaret prosedürleri uygulayip ardından anlaşma yapabileceğimizi söyledim. Bu sefer de “Öyleyse, biz anlasmayi burada noter onayli bir sekilde hazirlayacağız, masrafların size ait kısmını siz, bize ait kısmını da biz karsılayacağız.” dediler. Daha numune vs... bile göndermeden, bu kadar yüksek tonajlarda mal istemeleri beni zaten baştan endişelendirmişti. Ben de, daha önce Çin ile münasebetleri olan arkadaslarıma; Çin'de boyle zorunlu bir noter uygulamasi olup olmadığını sordum ve şu bilgilere ulastim :

Bazı firmalar, ya da tabiri caizse kendisine firma süsü veren dolanırıcılar, potansiyel satıcıları Çin'e gelmeye zorluyor, burada belirli beş yıldızlı otellerde vs... konaklatıyor, buralardan da komisyon alıyorlarmış. Bu, öyle güzel tezgahlanmış ki, orada bir ofiste toplantılar yapılıyor, biraz zaman geçince de bu kişiler ulaşılmaz oluyormuş.Ya da ikinci bir senaryo gereği, noter bahanesiyle, insanlardan para alıyorlarmış. Bunu öğrenince, firmaya bu şartlarda hiçbir şekilde para ödemeyeceğimi belirttim ve kendi çalışma şartlarımı kendilerine gönderdim. Tabii günlerce hararetli bir sekilde yapılan yazışmalar anında hız kesti ve bir daha firmadan ses çıkmadı.

İşte böyle; milyarlarca nufusu olan bir ülke de, iş yapılabilir insanların yanında bir o kadar da dolanırıcı var. Bu konuyu açanlara özellikle teşekkur ediyorum. Çin ile is yaparken çok dikkatli olmakta fayda var.”





Özetle, dünyanın üstüne bir fenomen olarak çöken Çin’den korkmayın. Sadece ekstra ihtiyatlı olun ve gardınızı baştan yüksek tutun...



Başarılı dış ticaretlere...



Berk PINAR

30 Eylül 2009 Çarşamba

HAYATİ LOJİSTİK DETAYLAR – II





Selamlar. “Hayati Lojistik Detaylar” yazı dizimize, bilhassa transit ticarette, nakliye firmasının akılalmaz önemine değineceğiz. Bunu yaparken önce transit ticarete kısaca değineceğim, ardından da transit ticaret yaparken, nakliyeci firmanın yapabileceği en ufak bir hatanın ne denli büyük sonuçlar doğurabileceğini göstereceğim.



Kısaca “transit ticaret” ; birinci ülkedeki al-satçının, yani transit ticarinin, ikinci ülkedeki üreticiden, yani konum gereği ilk satıcıdan malı alıp, kendi ülkesinde ithalat ve ihracat işlemleri yapmaksızın, ülkesine mal sevkiyatı uğrasın veya uğramasın bu malı üçüncü ülkedeki son alıcıya ulaştırmasıdır. Burada mallar transit ticaret rejiminde olduğu için, herhangi bir ithalat , ihracat işlemi görmezler ki bu da sizi ekstra maliyetten kurtarır.



Malı satan ilk satıcı, evrakları sizin, yani transit ticarinin adına düzenler. Siz de parayı eğer peşinse peşin, vadeli ise vadeli şekilde ilk satıcıya ödersiniz ve bunu banka kanalıyla belgelersiniz. Artık malın mülkiyeti de, zilyetliği de size ait olduğuna göre, siz de malı sattığınız son alıcıya bir ingilizce fatura, bir de resmi kayıtlarınız için türkçe fatura keseceksiniz ve alım-satım arasında kar olmak kaydıyla tahsilatınızı vadesinde ya da peşinen banka kanalıyla tahsil edeceksiniz.



Buraya kadar tamam, ama “Burada hayati lojistik detay nerede?” dediğinizi duyar gibiyim. Size başımdan geçen bir olayı anlatarak nakliyecinin transit ticarette ne denli önemli bir rol oynadığını anlatacağım : Dünyanın en büyük parke üreticilerinden biri olan bir İtalyan şirketten, treyler (dorse / tırın mal taşınan arka römorku) için taban tahtası görüşmeleri yapıyordum. Ne de olsa, o da ahşap ürünüydü ve ahşap denildiği zaman bu İtalyan firmadan daha iyi fiyat verecek kimse çıkmıyordu, üstelik sadece en iyi kalitede mal üretiyorlardı. Mal alım hacimleri sebebiyle, elde ettikleri iskontoyu, al-sat ticarette de kullanıyorlardı. Kendilerinden bir 40” FCL’lik 30’luk taban tahtası fiyatı istedim. Gelen fiyat Türk piyasasının kat be kat altındaydı. Kaliteden de emin olduğumuz için hemen siparişi açtık. İlerleyen günlerde firmamıza taban tahtaları sorunsuz bir şekilde, tam da anlaşılan teslim tarihinde ulaştı. Mallarda ve sevkiyatta sorun yoktu. İthalat işlemini İtalyan firmanın bize kesip yolladığı fatura ile yaptık. Aradan bir hafta kadar bir zaman geçtikten sonra gümrük müşavirimizden ithalat dosyamız elimize ulaştı. Evrakları inceleyip, maliyetleri çıkarırken fazla bir evrak dikkatimi çekti. İtalyan firmasının malı aldığı Ukrayna’lı üreticinin, İtalyan firmaya kestiği fatura da benim elime ulaşmıştı. Burada normal bir transit ticaret işleminde, bu faturanın Ukrayna sınırlarından çıkıldıktan sonra imha edilmesi gerekiyordu. Fakat nakliye firması evrakların arasında, üretici firmanın faturasını da bizim gümrükçüye teslim etmişti. E haliyle o faturanın nüshası da benim elime bir şekilde ulaştı. Bir de baktık ki, birim başına ödediğimiz fiyat, İtalyan firmanın aldığı fiyatın tamı tamına üç katı! Yani, İtalyan firması iskonto avantajını kullanarak bize malı % 200 karla satmış. Elbette bu fiyat bile Türkiye’nin piyasasının çok altındaydı ama yine de böyle bir fark beklemiyorduk. Ve sonuç olarak tabi ki elimize geçen bu alım faturasını İtalyan firmaya karşı koz olarak kullandık. Neticede ticari ortam epey bir gerginleşti ve firmaya karşı güvenimizi kaybettik.

İşte; tam da burada nakliyecinin marifeti karşımıza çıkıyor. Başarılı ve güvenilir bir nakliyeci, önce şöförünü özellikle transit ticaret hususunda eğitmeli. Şöför varış noktasına, malı teslim aldığı zamanki fatura ve beyanname ile ortalıkta dolanmamalı. Gereksiz evrakları imha etmeli. Son alıcının eline, üretici ülke beyannamesi geçerse, yine bütün ticari sırlar açığa çıkar. Bu nedenle, en başta tır şoförü, ardından da firma yetkilisi, taşıdığı mallarda transit ticaret olasılığına karşı uyanık olmalı. Aksi takdirde kar edeceğim derken, tüm sırlarınız örneğimizde olduğu gibi ifşa edilebilir ve sizin için hayati olan tüm bilgiler afişe olur.



Bu sebeble, özellikle transit ticaret yapma olasılığınız varsa ya da halihazırda yapıyorsanız, nakliyeci firmanızı dikkatli seçmenizi tavsiye ederim. Özellikle, transit ticaret taşımaları yapıp yapmadıklarını sorun ve hatta transit ticaret yaptıkları firmaların referans listesini isteyin ve o firmalarla irtibat kurup, gerçek durumu sorgulayın.





Yeni yazımda görüşmek üzere...





Berk PINAR

29 Eylül 2009 Salı

İthalat ve Çin - I







Merhaba. Uzun zamandır yazmak istediğim, fakat zamanlamasını bir türlü oturtamadığım konuya geldi sıra: İthalat ve Çin. Bildiğimiz üzere artık tüm dünya ithalatçıları ya da şirketleri Çince bilen ithalat elemanını mumla arıyorlar. Peki, Çin ile çalışmak için Çince bilen eleman asgari seviyede yeter mi? Belki evet, ama azami seviyede bilinmesi gereken çok ama çok şey var. Dilerseniz hemen, kısa kısa ipuçları vermeye başlayalım…

· İlk olarak şundan emin olun ki, her ne kadar Çin ticari hayatı binlerce yıl öncesine ve hatta İpek Yolu’na dayansa da, modern anlamda Çin’de ve Çinli firmalarda yerleşmiş bir ticari etik kaygısı ve altyapısı maalesef noksandır.

· Lokasyonu gereği okyanus aşırı olması, çalışma şartlarında gerek saat farkı sorununu gerekse kontrol mekanizmasının zayıflığını doğurur.

· Yaygın olarak kullanılan B2B sitelerinde karşınıza çıkan her Çinli firmanın gerçekte var olup olmadığını her seferinde kontrol etmelisiniz. Zira çok profesyonelce hazırlanmış internet sitelerinde başka fabrika ve iş yeri resimlerini ve hatta çalışan resimlerini kendi firma resimleri ve çalışanları olarak gösterebilirler. (sizin nasılsa ilk uçağa atlayıp fabrikayı gezmek istemeyeceğinizi ve o resimlerin sizi kandırmakta uygun bir yol olduğunu düşünmeleri yaygındır.)

· Eğer firma numune talebinizi ancak ve ancak karşı ödemeli olarak kabul ediyorsa, o zaman o firmayı iyi araştırın. Zira, ya o firma gerçek bir firma değildir, ya sizi tatmin edecek ölçeğe sahip değildir, ya da sizin ölçeğinizi kale almıyordur.

· Numune geldi diyelim ve numune beklediğinizden iyi çıktı. Hemen heyecanlanmayın. O ürünün kendi üretimi olduğu kesin mi onu araştırın. Numune olarak piyasadan başkasının malını bulmuş ve sizi etkilemek için onu yollamış da olabilir. Yani numuneye kanıp hemen ithalat yaparsanız, aynı kaliteyi yakalayamayabilirsiniz.

· Çin’de, Hindistan’ın aksine yabancı dil bilme oranı oldukça düşüktür. Hani Almancayı, Fransızcayı zaten geçtik de, “Ah bir tane İngilizce bilen olsa ya şu memlekette ya!” diye dua ederken bulabilirsiniz kendinizi. İşin aksine kendi kültürleri gereği, anlattıklarınızı anlamasalar bile, anlamış gibi görünürler ki bu bile başlı başına bir handikaptır.

· Bu lisan problemi de, detaylı ve spekt analizi gereken ürünlerde sorun yaratmaktadır. Bu nedenle ya yanınızda Türkçe-İngilizce/İngilizce-Çince tercüman, ya da direkt olarak Türkçe-Çince tercümanı bulundurmanız sizin için en iyi yol. (Tabii sizin akıcı Çince konuşmanız opsiyonundan sonra)

· Sevkiyat kontrolünde ürünlerden bir kısmının hatalı, bozuk veya eksik çıkma ihtimali her zaman mevcuttur. Çünkü Çinli üreticiler fire paylarını atmak ya da yeni baştan üretmek yerine direkt olarak sevkiyatın içine dahil etme eğilimindedirler. Bu da, genel hatlarıyla elinize gelen malların çoğunun bozuk çıkma olasılığının bir sebebidir. Ve işin kötü tarafı, bu tarz bir durumla karşılaştığınızda sipariş verirken sizi çok iyi anlayan Çinli yetkili birden sizi anlamamaya ve umursamamaya başlar.

· Peki , her Çin ürünü kalitesiz midir? Elbette hayır. Bugün pek çok Avrupa ve Amerika menşeli ürün Çin’de üretiliyor. Yani şunu bilmekte yarar var: standart bir Çin ürününden Çin’de üretilmiş bir ürünü ayırmak şart , bu bir. Bunun da ötesinde, her Çin menşeli üründe kalitesiz değildir, bu iki. Ürününün gerektirdiği her nevi standardı yerine getiren ve bunu belgeleyebilen ürünler de sorunsuz olarak satın alınıp, tüketilebilir, bu da üç.



Yeni yazımda, Çin ile yaşanabilecek olayları biraz daha detaylandırıp, bu gibi sorunlardan kendimizi bertaraf etme yollarını sizlerle paylaşacağım.



Devam edeceğim…



Berk PINAR

28 Eylül 2009 Pazartesi

Dış Ticaret ve E-ticaret Eğitimleri



Parasızlığın artık umutsuzluğa dönüştüğü ve insanların boş zaman zengini olduğu şu makus seneyi fırsata çevirebilmek adına yapılabilecek en iyi şey elbette kendinizi geliştirmek.

Eğer, bir miktar paranız varsa, ya da taksitli seçenekleri değerlendirebiliyorsanız , dış ticaret ya da e-ticaret eğitimleri tam size göre. Bunun sebebleri şu; eğitimler nispeten hemen öğren, hemen uygula, hemen sonuç al odaklı ve bu nedenle hızlandırılmış şekilde sunuluyor. Bu nedenle de bir lisans ya da önlisana programı gibi iki / dört sene ayırmıyorsunuz. Bu da zamandan tasarruf demek oluyor elbette. Bunun da ötesinde eğitim veren kurumların bazıları (en azından benim tavsiye edeceklerim) MEB'den onaylı sertifika veriyorlar. Bu da iş arayışınızda sizin için artı bir avantaj manasına geliyor hem de ticari kariyerinize prestij katıyor.

Fakat şu nöansı bbelitmek de şart : Dış ticaret eğitimi veren firmalar ile e-ticaret eğitimi veren firmalar mevcut ve bunlar birbirne karıştırılmamalı.

Lafı uzatmadan sizlere benim tavsiye ettiğim dış ticaret eğitimi veren firmaları yazayım :

1. Expertexim Uluslararası Ticaret Akademisi Sevgili Hikmet Bey'in girişimci akademik şaheseri..

2. Mar Dış Ticaret Okulu Sevgili Üstad Muhammed Mar büyüğümüzün tecrübe dolu mağbedi...

3. ARC Eğitim ve Danışmanlık Sevgili Hocamız Dr. Hakan Çınar'ın bilgi aşılama merkezi...

4. İhracat Platformu Sevgili Recep Heptaş Bey'in kişisel çabası ile oluşturduğu dış ticaret okulu...



Bir de e-ticaret eğitimi veren firmalara göz atalım :


1. Coproline - Commerce Professionals Online - Sevgili Berke Sarpaş'ın başını çektiği bir e-ticaret klasiği haline gelmiş ve kendi ekolunü yaratmış olan okul ötesi merkez..

2. YorkTrade Foreign Trade Ins. Alanında yine adını oldukça duyurmuş e-ticaret eğitim merkezi...



Sizler de araştırmanızı bu firmalara yoğunlaşarak başlatabilir ve gerek kariyerinizde yeni bir adım atabilmek adına gerekse ufku daha net görebilmek adına bu firmaların herhangi birinden eğitim alabilirsiniz..

Şiddetle tavsiyemdir.... :)



Berk PINAR

24 Eylül 2009 Perşembe

İthalat Üzerine Bir Soru ve Cevap




Bugün ticaretforumu'ndan bir üyemiz bir soru sordu ve bu soru çok akla takıldığı için de kendisi için kısa bir araştırma yapıp, cevabımı yayınladım. Soru ve cevap aşağıda...

Soru : ithalat yapmak üzere araştırmalar yapıyorum.fakat aklımda çok soru var ama en kritik olanı çözmeye çalışıyorum.çinden birkaç firma ile yazıştım.fiat verdikleri ürünler normalde avrupa menşeiili mallar.gerçi eskiden avrupada üretilen malların artık hepsinin çinde de ya fabrikaları var yada ürettiriyorlar. sorum şu bu yazıştığım firmaların verdikleri fiatların üzerine malın kendisi kadar masrafda ilave etsem dahi(nakliye,kdv,vergi,gümrük masrafı v.b.) şu an türkiyeden temin edip aldığım mal ile arasındaki fiat farkı %30-40 civarında korkunç bir fark var.acaba çinin bana verdiği fiatlar üzerinden mal taklit olma ihtimalini nasıl ayırt edebilirim.velevki orıjınal ise sorun yok.ama taklit ise ve türkiye ye geldiğinde gümrükte anlaşılmazmı veya nasıl bir şeyle karşılaşabilirim. ve web de yayın yapan b2b sitelerinin en güvenlisi hangileri.alibab v.s. konu hakkında yardımcı olursanız sevirim.iyi çalışmalar....

Cevap : İthal eşyasının yurda girişi konusunda yasak, izin, kota, ihtisas gümrüğü uygulaması v.b kısıtlamalar ile tabi olduğu standartlar, garanti belgesi , gözetim belgesi ,kontrol belgesi, sağlık sertifikası, analiz raporu, CE belgesi gibi belgelerin talep edilip edilmediğini araştırmak, varsa bu çerçevede ön hazırlık yapmak çok önemlidir. Bu bilgilere Dış Ticaret Müsteşarlığı (www.dtm.gov.tr) , Gümrük Müsteşarlığı (www.gumruk.gov.tr) ve İstanbul Ticaret Odası (www.ito.org.tr) web sayfalarından ulaşılması mümkündür.

İthalatta uygulanacak gümrük vergisi oranları hakkında ülkeler bazında Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın web sayfasından ( www.dtm.gov.tr ) bilgi almak mümkündür. Bununla birlikte, gümrük vergisi oranı değişmiş olabileceğinden G.T.İ.P numarası bazında, ithal ülkesi de belirtilmek suretiyle Ticaret ve / veya Sanayi Odaları’ndan, gümrük müşavirlik firmalarından ya da abonelik usulüyle çalışan elektronik ortamda güncellenmiş mevzuata yer veren internet portallarından bilgi almak mümkündür.

Türkiye’ye ithal edilebilecek eşyanın büyük çoğunluğu kıymeti üzerinden vergiye tabidir. Bu sebeple, kıymet ihtilaflarının önüne geçilebilmesi, kıymet farklılığı nedeniyle uygulanacak para cezalarından kaçınabilmek açısından ithal eşyasının kıymetinin doğru beyan edilmesi oldukça önemlidir. Yurt dışından çok düşük fiyata bulunan bir ürünün gümrükte emsal mallara göre düşük fiyat arzetmesinden dolayı kıymet araştırmasına ve aynı zamanda gözetim, izleme belgesi v.b uygulamalara tabi tutulması söz konusu olabilir.

Tercihli tarife uygulamalarının ve ticaret politikası önlemlerinin büyük bir kısmı eşyanın menşeine bağlıdır. Bundan dolayı eşyanın menşeinin doğru beyan edilmesi gerekir.

İthal edilecek eşya üzerinde ya da iç / dış ambalajında üretildiği ülkeden başka bir ülkede üretildiğini gösterir veya böyle bir izlenim doğuran isim ya da simgeler taşıyor ise söz konusu eşya sahte menşeli eşya olduğundan ithaline izin verilmez.


İthalat yapmak isteyen kişilerin, ilgili mevzuat çerçevesinde almaları gereken belgelerle birlikte doğrudan gümrük idarelerine başvurmaları gerekir.

Bu konuda, Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın web sayfası firmalar açısından oldukça yararlı olup, söz konusu sayfada güncel olarak bütün ithalat ve standardizasyon tebliğlerine yer verilmektedir.

Bazı ürünlerin ithalatında ürünün niteliği itibariyle ilgili kurum ve kuruluşlardan yukarıda belirtilen tebliğler çerçevesinde bazı belgelerin alınması ya da onaylatılması gerekir.

· TSE’den Uygunluk Belgesi,

· Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı’ndan Kontrol Belgesi,

· Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nca onaylanacak garanti belgesi,

· Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan Kontrol Belgesi / Uygunluk Belgesi / Kimyasal Madde İthalat Belgesi,

· Dış Ticaret Müsteşarlığı’ndan İthalat İzleme Belgesi / Gözetim Belgesi

· Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu’ndan Uygunluk Belgesi

gibi çeşitli kurumlardan birtakım belgelerin ithalattan evvel temin edilerek giriş gümrük müdürlüğüne sunulması zorunludur. Aksi takdirde ithalata izin verilmez.


İthal edilecek eşyanın sahipleri veya onların yerine harekete yetkili olanlar, beyanlarını doğru yapabilmek ve yanlış beyandan kaynaklanabilecek cezalarla karşılaşmamak için, gümrük idaresinden yazılı izin almak şartıyla geçici depolama yerine gelmiş eşyasını, geçici depolama yeri ve gümrük memurlarının gözetimi altında tartıp muayene edebilecekleri gibi, ticari mahiyette olmamak şartıyla numune alabilir ve ekspertiz incelemesi yaptırabilirler.

Eşyanın siparişe uygun olmaması durumunda iade olanağı vardır. Ancak, yapılacak işlemler sonucunda birtakım masraflar oluşacak bunların ödenmesi sorun olabilecektir. Bu tür masrafların hangi tarafa ait olacağı gibi konuları da içeren bir sözleşmenin ithalattan önce yapılması yararlı olacaktır.

İhraç ülkesinde yükleme aşamasında kalite kontrol işlemi yaptırılması maliyetleri azaltabilir. Bu yola gidilmesi durumunda uluslararası faaliyet gösteren bir gözetim firmasından hizmet alınabilir.Gözetim firmalarının listesine www.dtm.gov.tr adresinden ulaşılabilir.


İlave maliyetler;

· Nakliye,

· Sigorta,

· Gümrükleme masrafları,

· Banka masrafları,

· Yurt içi nakliye masrafları,

· Ödeme yöntemine bağlı olarak fon masrafı,

· Ürün için gerekebilecek belgelendirme masrafları,…

olarak sayılabilir.



Ayrıca işinizle alakalı olarak şunları da bilmenizde fayda var ;


Damping: Bir malın Türkiye’ye ihraç fiyatının, benzer malın normal değerinin altında olmasını ifade eder.

Sübvansiyon: İthalata konu ürüne, menşe veya ihracatçı ülke tarafından doğrudan veya dolaylı olarak sağlanan mali katkı ya da herhangi bir gelir veya fiyat desteğidir.

İthalatta Gözetim: Bir malın ithalatında kaydedilecek gelişmelerin Dış Ticaret Müsteşarlığı İthalat Genel Müdürlüğü’nce verilen veya onaylanan “Gözetim Belgesi” ile izlenmesidir. Gözetim kararı, Gözetim Belgesi düzenlenmesi yoluyla ileriye yönelik olarak veya gerçekleşen ithalatı değerlendirmek üzere geçmişe dönük olarak uygulanabilir.

Korunma Önlemi: Bir malın benzer veya doğrudan rakip mallar üreten yerli üreticiler üzerinde ciddi zarar veya ciddi zarar tehdidi yaratacak şekilde artan miktar ve şartlarda ithal edilmesi halinde bu zarar veya zarar tehdidini ortadan kaldırmak amacıyla ve sadece zararla sınırlı ve geçici olmak kaydıyla alınan önlemleri ifade eder. Korunma önlemi; gümrük vergisinde artış yapılması, ek mali mükellefiyet getirilmesi, miktar / değer kısıtlaması, tarife kontenjanı uygulaması veya bunların birlikte uygulanması şeklinde olabilir.

Kota: Belirli bir dönem itibariyle yapılmasına izin verilen ithalatın miktar ve / veya değerini ifade eder.

Tarife Kontenjanı: Belirli bir dönem itibariyle gümrük vergisinde ve / veya diğer mali yüklerde indirim yapılan ya da muafiyet sağlanan ithalatın miktar veya değerini ifade eder.

İthal Lisansı: Kotaya tabi tutulan veya tarife kontenjanı uygulaması başlatılan malların ithali için Dış Ticaret Müsteşarlığı İthalat Genel Müdürlüğü’nce verilen belgeyi ifade eder.

Standardizasyon: Belirli bir faaliyetten ekonomik ve sosyal fayda sağlamak üzere, bütün ilgili tarafların katkı ve işbirliği ile standartlar, teknik düzenlemeler ve uygunluk değerlendirmesi işlemlerini içerecek şekilde belirli kurallar koyma ve bu kuralları uygulama işlemini ifade eder.

Zorunlu Standard: İlgili Bakanlıkça zorunlu uygulamaya konulan Türk Standardını ifade eder.

Uygunluk Değerlendirmesi: Ürünün, ilgili teknik düzenlemeye uygunluğunun test edilmesi, muayene edilmesi ve / veya belgelendirilmesine ilişkin her türlü faaliyeti ifade eder.

Teknik Düzenleme: Bir ürünün, ilgili idari hükümler de dahil olmak üzere, özellikleri, işleme ve üretim yöntemleri, bunlarla ilgili terminoloji, sembol, ambalajlama, işaretleme, etiketleme ve uygunluk değerlendirmesi işlemleri hususlarından biri veya birkaçını belirten ve uyulması zorunlu olan her türlü düzenlemeyi ifade eder.

TSE –EN –ISO 9000 Belgesi: Üretimin tüm evrelerinde belirli bir kalitenin sağlanması, garanti edilmesi ve sürdürülmesi için üretim sürecinde uygulanan etkin bir kalite yönetim sistemini belirleyen standartlara sahip olunduğunu gösteren belgeyi ifade eder.

AQAP Belgesi: Milli Savunma Bakanlığı tarafından verilen, "Endüstriyel Kalite Güvence Seviye Belgesi"ni ifade eder.

GMP Belgesi: Sağlık Bakanlığı tarafından ilaç sanayicilerine verilen ve üretimin her aşamasında gerekli kalite kontrolünün yapıldığını gösteren "İyi İmalat Uygulamaları Belgesi"ni ifade eder.

İmalat Yeterlilik Belgesi: "Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmelik" hükümlerine göre münhasıran otomotiv imalatçılarına Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından verilen ve prototip araçların ilgili teknik mevzuata uygunluğunu gösteren belgeyi ifade eder.

CE İşareti: Bir ürünün, Avrupa Topluluğu tarafından hazırlanan; ortak özellikleri itibariyle sınıflandırılmış ürün gruplarının uyması gereken asgari sağlık, emniyet, çevre ve tüketicinin korunması koşullarını düzenleyen bağlayıcı mevzuata uygunluğunu gösteren işareti ifade eder.

E İşareti: "Tekerlekli Araçların, Araçlara Takılan ve / veya Araçlarda Kullanılan Aksam ve Parçaların Müşterek Teknik Talimatlarının Kabulü ve Bu Talimatlar Temelinde Verilen Onayların Karşılıklı Tanınması Koşullarına Dair Anlaşma" kapsamında verilen ve otomotiv ürünlerinin ilgili mevzuatına uygunluğunu gösteren işareti ifade eder.

e İşareti: Otomotiv ürünlerinin ilgili Avrupa Topluluğu mevzuatına uygunluğunu gösteren işareti ifade eder.

Tip Onayı Belgesi: Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından münhasıran otomotiv imalatçılarına verilen ve prototip araç, sistem, aksam veya ayrı teknik üniteye ait tipin, ilgili mevzuata uygunluğunu gösteren belgeyi ifade eder.



kaynak : ito

8 Eylül 2009 Salı

HAYATİ LOJİSTİK DETAYLAR – I



HAYATİ LOJİSTİK DETAYLAR – I


Yaptığımız ihracatlardaki paketleme , paletleme ve kolileme işlemleri, şirket profilinizin aynasıdır. Düzensiz bir paketleme ve kolileme, karşı tarafta, işi baştan savma ve özensiz yaptığınız izlenimini oluşturur. Bu nedenle bu hususun çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Sizlere bu yazımda, gözden kaçan bu önemli unsur ile alakalı kısa bir bilgi verip, yaşanmış bir anı ile bu duruma verilmesi gereken değeri gözler önüne sereceğim.

Son zamanlarda özellikle ithalatçı konumda olan başta batı avrupa ülkeleri, ABD ve Çin gibi ülkeler, ihracat yüklerimizde kullandığınız standart paletler üzerinde yolculuk esnasında oluşan, rutubet ve nemli ortam yüzünden meydana gelen mantar, küf ve hatta kurtçuk gibi asalaklar yüzünden ürünleri ne yazık ki karantinaya almaktadır. Yani sizin satın aldığınız standart palet, yükleme esnasında sorunsuz olsa bile, yolculuk esnasında (unutmayın ki okyanus aşırı seferler yaklaşık bir ay rutubetli ortamda gerçekleşiyor) ISPM 15 normları haricine çıkabiliyor. Burada önemli bir unsur şu şekilde karşımıza çıkıyor : “Uluslararası norma göre; dış ticarette kullanılan paletler, ısıl işlem veya fümigasyona tabi tutulmuş olmalıdır.” (haşere, küf vb oluşumları engelleyen kimyevi prosesler) Fakat bu işlemler bile, yolculuk sırasında kurtçuk vb. asalakları engelleyemiyor. Çünkü bu işlemler sadece işlem sırasındaki asalakları ve mikro-organizmaları öldürüyor. Bu nedenle pek çok ihracatçının malları, varış limanında kontrol edilirken, gümrük memurlarınca karantinaya alınıyor ve hatta malları paletlerle beraber imha ettiriliyor. Elbette bu inanılmaz bir finansal yıkım anlamına geliyor.

Bakın bununla alakalı yaşanmış bir öyküyü sizlerle paylaşayım : Danışmalığını yaptığım bir ilaç firmasının A.B.D.’ye ihracatı sözkonusuydu. Tüm evrakları, nakliyeyi, sigortasını vb. ayarladık. Mallar sevkiyata hazırdı. Ben kendisine dedim ki; “ X bey, bu ilaçları nasıl paletlediniz? Malum yol uzun, alıcı ülke A.B.D. , yolda bu mallara hadi birşey olmadi, paletlere küf basarsa malınız zayii olur. Gelin, bir – iki kuruşun hesabını yapmayın, küfe , mantara ve kurtçuğa dayanıklı palet tercih edin” dedim. Fakat kendisi bu girdinin, ihracat fiyatlandırmasında artı bir maliyet kalemi olacağını ve bu nedenle de fikrime katılmadığını iletti. Her neyse, mallar bu konuşmadan sonra yola çıktı. Uzun bir yolculuğun ardından ABD’deki ilgili limana yanaşan geminin yanına, hemen gümrük memurları ve belki de daha doğru bir telaffuzla gümrük muhafızları geldi(miş). Konteyner kontrolu sırasında da değindiğim gibi rutubet yüzünden, fümigasyondan geçmiş euro paletlerde kurtçuklar tespit edilmiş ve mallar hemen karantinaya alınmış. Elbette “yakaladığı zaman asla bırakmayan” Amerikan memurları, hemen ihracatçıya bir manifesto geçerek ya malları “Y amerikan doları” ceza ödedikten sonra geri almasını ya da “Z amerikan doları” karşılığında yakmayı teklif ettiler. Biz de kısa bir hesap yaptıktan sonra şunu gördük ki, cezayı ödeyip, malları geri getirmek, malları paletlerle beraber yaktırmaktan daha pahalıydı. Bu nedenle hatırı sayılır bir meblağ ödeyip malları yaktırma yolunu seçtirdik firmamıza. En nihayetinde, toplam masraf ; mal değeri + nakliye ücretleri + her türlü ek liman masrafları + demuraj + yakım bedeli (düşünün ki bu bedel; Türkiye’de B sınıfı bir sıfır binek otomobil değerinde bir ücret) ve hepsinden önemlisi ABD tarafından kara listeye alınmaktı. İhracatçı firmamızın zararı görüldüğü gibi çok büyük oldu.

Şimdi bakın, bu yaktığımız aslında sadece ilaç değildi, milli servetti, Türk ihracatçısının vizyonuydu, bundan sonraki ABD sevkiyatlarının “kara liste” yüzünden sonuydu , çalışanın emeğiydi vs. Kısacası, bir kaç kuruş kar edilecek bir risk değildi ama hata yaptık. Biz de hata yaptık ve kendisini ikna etmeyi başaramadık.



Peki, hep bu şekilde mi devam edecek, böyle geldi de böyle mi gidecek? Hatalardan ders çıkarırsak hayır elbette. Bu hususla alakalı yaptığım araştırma için şuraya tıklayın. Y Burada ki ince nöans şu; bir bildiğimiz standart euro paletler mevcut ki bunlar yukarıda değindiğimiz ısıl işlemlerden geçiyorlar ve her zaman karantina riski taşıyorlar. Bir de (elbet görmüşsünüzdür); iç içe geçen paletler var. Bunlar hem sıkıştırılmış talaştan yapıldığı için yer kaplamıyorlar hem de ne mikro-organizmalara ne de kurtçuklara yaşam sahası tanımıyorlar.



Şimdi yalan söylemek doğru olmaz; bu tarz paletlerin maddi yükünü hiç araştırmadım ama, eminim ki, yaptığınız ihracatı riske atamayacak kadar değersiz bir fark vardır standart palet ile bu tarz ithal ve sertifikalı paletler arasında. Benim tavsiyem; işinizi sağlama alın, içiniz rahat olsun.




Yeni yazımda görüşmek üzere..

Başarılı ve kazasız bir dış ticaret dilerim....

Berk PINAR

31 Ağustos 2009 Pazartesi

GLOBAL DÜZENBAZLAR – II





Önceki yazımızda “Global Düzenbazlar – I” başlığı altında bir vaka analizi yapmıştık. Bu yazımızda da, yine farklı bir hikaye anlatarak, e-brokerlıkla uğraşan arkadaşları ve diğer dış ticaret meraklılarını / meslektaşlarımızı bu konularda bilinçlendirmeye gayret göstereceğiz.

Sevgili hocamız Doç. Dr. Mehmet Melemen’in anlattığı öyküyü aynen paylaşıyorum. Danışmanlık da yapan hocamıza bir gün, akıl danışmak maksadıyla telefon geliyor ve arayan şahıs başından geçenleri bir bir anlatıyor : “Bir Nijerya firması, e-brokerlık sıfatım vasıtasıyla benimle irtibat kurdu ve çeşitli mandralık malzeme / bakliyat taleplerinin olduğunu, kendilerinin Nijerya’nın üst düzey bürokratları olduklarını ve eğer kendileri ile anlaşmaya varılırsa, çok büyük ölçekli alımlar yapacaklarını söylediler. Bunun üzerine kendilerine ; süt, çeşitli türde peynir , çeşitli bakliyat türleri için fiyat yolladım. Ödeme ve teslim şekillerinde herhangi bir sıkıntı gözükmüyordu. Akabinde, fiyatları beğenen Nijerya’lı temsilci her üründen birer teneke numune almak istediğini belirtti. Ben de kendilerine; 2 teneke tereyağı , 5 teneke farklı çeşitlerde peynir, bir kaç çuval bakliyatı bedelsiz olarak yolladım. Bu numunelerin hem taşıma masraflarını hem de mal bedellerini(semenini) kendi cebimden karşıladım. Öğretmenlik yaptığım için bir maaşım sadece bu taşıma ve semen masraflarına harcandı ama bağlantımın sağlam olduğundan emin olduğum, “Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez!!!” diyerek bu masrafları gözardı ettim. Yaklaşık bir hafta sonra, adamlardan numunelerin ellerine ulaştıklarına dair yazılı onay ve teşekkür aldım. Bu beni çok sevindirmişti. Adamlar, kendi aralarında gerekli yazışmaları yaptıklarını ve sipariş vermeye hazır olduklarını söylediklerinde havalara uçuyordum. “Sonunda kendi ek işimi yapacak ve öğretmen maaşı ile idare etmek zorunda kalmayacaktım”, diye düşündüm kendi kendime. Hemen sipariş miktarını karşılayabileceğini düşündüğüm yerel üretcilere siparişlerimi büyük bir zevkle geçtim. Artık sadece önceden konuştuğumuz gibi para hesabıma yattığı zaman ben de malları Nijerya’ya gönderecektim. Tam bu sırada, bana semenin yattığna dair adamlardan bir mail geldi. Yalnız dipnot olarak şu yazılıydı : “Biz bu ülkede bürokrat olduğumuz için, direkt olarak bir Nijerya bankasından ödeme yapamadık ve bir Kanada bankası aracılığı ile paranızı yolluyoruz. Sizden ricamız XXXX Bank’ı arayarak kendileri ile transfer detaylarını görüşmeniz.” Bahsettikleri banka ismi hiç tanıdık gelmemişti. Ama yine de verdikleri numaradan bankayı(!) aradım. (Buraya dikkat ; Türkiye ve Kanada arasında 7 ile 10 saat fark var. Öyle her dakika aradığınızda pat diye karşınıza biri çıkması imkansız. Belli ki ; verilen numara yönlendirmeli bir Nijerya ve/veya başka bir Afrika ülkesine aittir.) Karşıma çıkan kişi, Kanada kanunlarına göre, transferin hesaba geçmesi için, kendilerine belli bir bedel ödenmesi gerektiğini belirtti. (Önceki hikayede de hatırlarsanız sözde(!) banka aynı yoldan para istemişti) İşte bu aşamada kandırıldığımdan şüphelenip sizi aradım, zira başka gönderecek de param kalmadı hocam, ne yapayım şimdi?” diyor dertli fert. Bu tarz dolandırıcıkları defalarca görmüş hocamız da, elbette geçmiş tecrübelerine dayanarak; “Bütün Afrikayı zaten doyurmuşsun, kışlık erzakları çıkmış, bari bırak da harçlıklarını başkası versin” cevabını veriyor. Gerçekten de öyle değil mi? Bu cevaptan sonra dertli fert, büyük bir sukut-u hayale uğruyor, çünkü görmek istemediği gerçekler karşısına çıkıveriyor.


Bu tarz global düzenbazlar hergün birilerinin karşısına çıkıyor. Eminim ki bir çoğumuz bu tarz bir maile cevap bile vermiyoruz ve kale almıyoruz. Ama bazen bu kişiler aramızdan bazılarını gafil avlıyor ve bedava olan ümidi binlerce dolara satıyorlar.



Bu nedenle lütfen özellikle internet üzerinden karşımıza çıkan umut tacirlerine zeval vermeyelim. Bu tarz kişiler çok çıkacaktır karşınıza. Kimisi Nijerya’lıyım der, kimisi Çin’lidir, kimisi Arap, kimisi İspanyol. Kim olduğunun hiç mi hiç önemi yok. Önemli olan yerleşmiş ve oturmuş bir uluslararası ticari içtihat vardır ve bunun düzenini ICC her sene yayımladığı bildirilerle sağlar. Lütfen biraz daha bilinçlenelim ve anlatıldığı zaman masal gibi gelen bu yaşanmış örneklere dikkat edelim. Unutmayalım ki bu tacirler hiç ummadığınız anda karşınıza çıkabilir.

Ne diyelim : “Ammannn Dikkat!!!”

Bu arada yeri gelmişken söyleyelim, önümüzdeki yazımızda da Çin’li firmaların oyunlarına ve Çin ile iş yaparken (bilhassa ithalat ayağında) dikkat etmemiz gerekenlere göz atacağız.

Devam edeceğiz..

Hepinize kolay gelsin. Bu yazı ile alakalı yorumlarınızı bekliyorum...



Berk PINAR

Dış Ticaret Uzmanı

GLOBAL DÜZENBAZLAR - I






Tekrar merhaba. Bu yazı dizimizde; özellikle e-dış ticaret (e-brokerlık )ile uğraşan arkadaşlarımızın başlarına gelen sıradışı olayları anlatacağız. Bu vesile ile de global dolandırıcılığın ve düzenbazlığın ne boyutlara geldiğini, ancak halen daha bunu gözardı eden ne denli amatörler (ya da bahtsız diyelim, başından geçen varsa kızmasın) olduğunu gözler önüne sereceğiz. Elbette bunu yaparken, amacımızın başından bu tarz bir kaza geçen arkadaşlarımızı yermek olmadığını da eklemek isterim. Tam tersine, tüm amacımız, hataları gözler önüne sererek, yeni arkadaşlarımızın, bu hataları tekrar yapmalarını önlemeye çalışmak.

Aslında bu hususta anlatılabilecek yüzlerce / binlerce hikaye var. Fakat ben bunlardan bir-iki tanesini sizlerle paylaşarak, bu global düzenbazlık ve hatta ümit tacirliği hakkında sizlere kısa bilgiler vereceğim.

Moderatörlüğünü yaptığım dış ticaret forumunda ortaya çıkan bir hadise aynen şu şekildeydi: İhracat tecrübesi az olan bir üyemize, bir Afrika ülkesinden “İki konteyner x tipi soğan, iki konteyner y tipi soğan” gibi bir fiyat talebi geliyor ve elektronik postada fiyatlar makul seviyedeyse, siparişleri katlayabilecekleri belirtiliyor.



Elbette, insani bir refleksle bu duruma çok sevinen yerel üretici / bahtsız ticaretçi de en makul fiyatını bizden de fiyatlandırma hususunda yardım aldıktan sonra karşı tarafa gönderiyor. Adamlar sorgusuz sualsiz, numune bile görmeden, bir kaç saat içinde fiyatı hemen kabul edip 510.000,00 $ ‘lık bir alım yapıyorlar(!). Tam da bu sırada ben, üyemize şöyle dedim; “Bakın X hanım, hayatınızda siz veya bir başkasının internet üzerinden hiç görmediği bir mala üç saat içinde yarım milyon dolar yatırdığını hayal ettiğiniz bir kaç dakika olmuş olabilir, ama lütfen artık uyanın çünkü bu adamlar birazdan sizden büyük bir şey isteyecekler. Çünkü size sadece şu an bedavaya ümit satıyorlar. Sizde bu ümit karşılığında bu kişilere bir ödeme yapmak zorunda kalacaksınız” dedim. Ve dediğim yaklaşık bir kaç saate çıktı. Kendisini bir ulusal Afrika bankası olarak tanıtan bir düzenbazlık neferinden şöyle bir mail geldi : “Adınıza yatırılan büyük miktarda bir para var. Bu paranın hesabınıza geçmesi için bize(sözüm ona bankaya) hemen komisyon olarak 3.500,00 $ yatırmanız gerekmektedir. Aksi takdirde paranızı alamayacaksınız. Hesap numaramız : bla bla bla !!!”



İşte; olayın kokusunun çıktığı an buydu zaten. Bankaların her havaleden komisyon veya masraf adı altında bir tutar aldığını hepimiz biliriz, fakat bankalar bunu eksik ödeme yaparak tahsil ederler. Eğer gönderen sizseniz, parayı nakit olarak da tahsil edebilirler. Ben bu maili okuduktan sonra hemen olaya müdahale ederek X hanım’ı bu parayı göndermekten vazgeçirdim. Kimbilir, belki kendisi, müdahale etmesek, yarım milyon dolar hayaliyle “Amaan canıım, yarım milyonun yanında üç bin nedir ki yollayım gitsin!!!” mantığıyla hareket edip o paradan da olacaktı.



En nihayetinde, mantıklı olarak düşünmek gerekirse, siz alıcı olsanız, böyle bir alım yapar mısınız? Ya da satıcı olsanız, bu kadar kolay para kazanılır mı diye de kendinize sorabilirsiniz. Hayatımızın her alanında ihtiyatlı olmakta fayda var. Hele ki ithalat/ihracat aşamalarında bu ihtiyat çıtamızı kat be kat yükseltsek hiç de fena olmaz.

Global düzenbazlar konusuna bir dahaki yazımıza; yeni bir hikaye ile devam edeceğiz.


Dış ticaretinizde başarılı ve kazasız bir kariyer dilerim.

Görüşmek üzere, devam edeceğiz...

Berk PINAR

Dış Ticaret Uzmanı

DIŞ TİCARETTE ÖDEMELER - II




Merhabalar. Önceki yazımızda dış ticarette kullanılan ödeme şekillerinden bazılarına değinmiş ve geri kalanlarını da bu yazımıza bırakmıştık. Bu yazımızda da; “akreditifli” ve “kabul kredili” ödeme şekillerine göz atacağız.

Dilerseniz her zaman ve her kaynakta “en sık kullanılan ödeme şekli” olarak lanse edilen ancak, benim şahsen bu yakıştırmaya pek de inanmadığım ödeme şekli olan “akreditiften” başlayalım.



1. AKREDİTİFLİ ÖDEME : (letter of credit – L/C) Dış ticarete konu olan malın, belli koşulların yerine getirilmesi kaydıyla, semeninin (mal bedelinin) ödeneceğine dair bankalar tarfından garanti verilen bir ödeme biçimidir. Başka bir anlamda “şartlı bir ödeme şeklidir” ve dış ticaretin en teknik konusudur. Bu ödeme şeklinde ithalatçıya “amir”, bankasına “amir bankası” ,ihracatçıya “lehdar” ve bankasına da “muhabir bankası” denir. Dolayısıyla bu dörtlü, akreditife konu olan partilerdir. Çok fazla teknik detaya girmeden kısaca şunları belirtelim ;

• Akreditif hem ithalatçıyı, hem de ihracatçıyı doğası itibariyle korur.
• Bu sistem diğer yöntemlere göre nispeten daha pahalıdır ancak en güvenilir yoldur.
• Mal bedeli banka taahhüdündedir (garantisindedir).
• Bankalar evraklar üzerinden işlem yaparlar ve mal ile ilgilenmezler. ***(Dolayısıyla eğer ihracatçı, sevkiyat yapmış gibi evrakları bankaya yollarsa parasını yine de tahsil edebilir.)***
• Akreditifi açan “ithalatçıdır” bu yüzdendir ki kendisine “amir” denir. Malı akreditifle alacağına karar verdiğinde harekete geçer ve bankasına ihracatçı lehine akreditif talimatını verir.
• İhracatçı akreditif koşularına uygun olarak malları sevk eder ve hazırladığı belgeleri bankasına teslim eder.
• Muhabir banka gerekli incelemeleri evrak üzerinden yaparak, lehdara semeni (mal bedelini) öder.
• Uluslararası içtihata göre; alıcının ülkesindeki banka masraf ve komisyonlarını alıcı, satıcı ülkesindeki banka masraf ve komisyonlarını satıcı üstlenir.
• İthalata konu olan evrakları kendi bankasından tahsil eden amir, gümrüğe müracaat ederek gümrük çekim işlemlerini başlatır.
• Tüm akreditifler doğası itibariyle (UCP 600’den bu yana) geri dönülemez yani “gayri kabilirücu / irrevocable” şeklini almıştır.
• Genel hatlarıyla en çok kullanılan akreditif şekli “gayri kabilirücu / teyitli / ödenmesi ertelemeli (vade varsa)” şeklindedir. (“irrevocable/confirmed/deffered”)
• Sözleşme sırasında, ihracatçı tam olarak hangi belgelerin, kaçar nüsha olarak hazırlanması gerektiğini net olarak bilmelidir.
• Amirin, akreditif koşullarını yerine getirmeyen lehdara ödeme yapılmayacağına ilişkin güvencesi vardır.
• Bankalar bu kontrolü, amir adına kendileri üstlenirler.
• Lehdar ise, bir bankanın ödeme güvencesine sahip olduğu için nispeten daha rahattır.
• Akreditif mektubundaki her hata için bankalar para cezası uygularlar. Bu nedenle akreditif mektubu çok dikkatli ve özenli hazırlanmalıdır. Öyle ki, proformada ürünün adı yanlış bile yazılmış olsa kesinlikle ve kesinlikle bu hata düzeltilmeye çalışılmamalıdır. Bu süreç, rezerv yemeye kadar varabilir. Yani proformada karşı taraf size “100 adet pantelan” yazsa bile siz bunu düzeltip “100 adet pantalon” yazmayın ve bırakın o şekliyle kalsın. Çünkü önceden de belirttiğimiz gibi, bankalar evrak üzerinden iş ve işlem yaparlar ve ürünle ilgilenmezler bu nedenle; evrakta “pantelan” yazıyorsa, o banka için “pantelan”dır.



2. KABUL KREDİLİ ÖDEME: (acceptance credit) Bir poliçe eşliğinde, mal bedelinin (semenin) belli bir vadede ödeneceğini taahhüt eden ödeme şeklidir. Yani satılan malın, bir poliçeye bağlandığı anlaşılabilir. Bu poliçe ithalatçının bankası tarafından kabul edilmek suretiyle kullanılır. Bu da bankaları, aracı konumuna getirdiğinden, tarafları kendilerine bu hizmet karşılığı komisyon ödemek zorunda bırakır. Sadece alıcı tarafından kabul edilmiş poliçeye “trade acceptance” , banka avalli poliçeye de “banker’s acceptance” denir. Aslında ve özünde bu poliçeli ödeme modeli hem “vesaik mukabilinde” , hem “mal mukabilinde” hem de “akreditifte” kullanılabilir.

• Vesaik mukabilinde; malların alıcıya gönderilmesinden sonra, bankanın semenin tahsili yerine poliçeyi alıcıya kabul ettirip, bedelin daha sonra (vade geldiğinde) ödendiği anlaşılır.
• Mal mukabilinde; ithalatçı gümrükten çektiği mallara istinaden, ödeme yapması gereken süre zarfı için, bir poliçe kabul ederek hem kendine ikinci bir finansman gücü yaratır, hem de satıcı için riskli olan mal mukabili satışını bir nebze de olsa daha çalışılabilir bir şekle getirir.
• Akreditif ile kullanılan kabul kredisinde ise; ihracatçının küşat mektubuna uygun vesaiki bankaya ibraz ettiğinde, mal bedelini tahsil etmeyip, banka tarafından kabul edilmiş poliçenin vadesinde ödeneceğini taahhüt altına alan bir ödeme şekli olarak açıklayabiliriz.


Bu iki ödeme şekli bir hayli teknik olduğundan, dilimiz affola. Lakin bunları da bilmeden pek çok şey dış ticaret ile uğraşıyorsak noksan kalır. Daha sonraki yazılarımızda yine tecrübe odaklı yazılar yazmak üzere.

Kaynak : igeme


Saygılarımla,

Berk PINAR

Dış Ticaret Uzmanı

DIŞ TİCARETTE ÖDEMELER - I





Önceki yazılarımızda ithalat süreçlerini başlatmış, teslim şekillerine kadar kısa ve öz açıklamalarda bulunmuştuk. Bu yazımızda da ödeme türleriyle alakalı bazı kısa açıklamalar yaparak her birinin artılarını ve eksilerini açıklamaya gayret edecegiz.

Tıpkı gündelik hayatımızda olduğu gibi dış ticarette de ödemeler; veresiye sisteminden, ön ödemeli beyaz eşya satın alımı misaline veya taksitli, senetli, kredili, kefilli alışveriş modellerini de içine alacak şekilde çeşitlendirilebilir. Elbette bu şekillendirmeler dış ticarette farklı şekilde adlandırılmaktadır.



En basitinden başlamak gerekirse ;


1. PEŞİN ÖDEME : (prepayment, advance payment) Malı mahalle bakkalınızdan almak adına önce parayı verdiğinizi, malın da bir hafta sonra size teslim edildiğini düşünün. Bu şekilde mal almanız için mahalle bakkalınıza oldukça güvenmeniz şart olsa gerek değil mi? İşte bu nedenle bu tarz bir ödeme modelinde güven ön plandadır ve ancak alıcı, satıcıya yeterince güveniyorsa bu modelle çalışmaya razı olmalıdır, zira mal sevkiyatının gecikmesi veya hiç olmaması gibi bir durumda tüm risk ithalatçının üzerinde olacaktır. Bununla beraber de imalat için gerekli tutarın ithalatçı tarafından karşılandığı da unutulmamalıdır. Her ihracatçının hayallerini süsleyen bu ödeme şekli malesef alıcı tarafından oldukça elverişsiz olduğu için çok fazla tercih edilmez. Ancak malı satan taraf tek üretici, monopol veya tek mübessil konumundaysa, bu tarz bir çalışma şekline ithalatçıyı ikna edebilir. Aksi takdirde herhangi bir ithalatçının bu ödeme şeklini sıklıkla benimsemesi oldukça hayalperest olur.





2. VESAİK MUKABİLİ : (cash against documents , documentary collections) Yine aynı malı, mahalle bakkalınızdan satın aldığınızı ama bu kez sözkonusu malı, bakkaldan teslim alabilmek için fişini ve ödeme yaptığınıza dair dekontu bankadan aldığınızı ve bakkalınıza teslim ettiğinizi tahayyül edin ve bakkalınızın malı ancak dekont ve malzeme fişi ile beraber size teslim ettiğini düşünün. İşte bu model ödeme şekli; vesaik mukabilidir. Yani evrak karşılığı ödeme modeli. Siz ithalatçı olarak gümrüğe gelen mallarınızın evraklarını bankanızdan teslim alırsınız. Çünkü evraklar (vesaik) mal beraberinde gümrüğe ulaşmaz. Vesaik, yükleme akabinde / sevkiyat sırasında bankaya yollanır ve ancak siz ödeme yaparsanız veya ödeme yapacağınıza dair bankaya bir güvence ve/veya teminat bırakırsanız, size evrakları teslim ederler. Siz de bu evraklar eşliğinde gümrüğe (bu örnekte bakkalınıza  ) giderek, ödemeyi yaptığınızı ispat edersiniz ve malları gümrükten teslim alırsınız. Buarada ciddi riskler ihracatçı üzerindedir. Çünkü evraklar (vesaik) hata yapılarak, banka yerine ithalatçıya yollanmış olabilir ki bu durumda ithalatçı herhangi bir ödeme yapmadan malları çekebilir. Buna mukabil, ihracatçı da kendisini asgari anlamda korumak için ;

• Çalıştığı bankadan “aval” yani garanti istemelidir.
• Paranın bir miktarını (eğer mümkünse) nakit almaya gayret göstermelidir.
• Malları, varış limanındaki antrepoyu da kapsayacak şekilde sigortalamalıdır.




İthalatçı olarak avantajlar da ;

• Mallar ülkeye gelmeden ödeme yapmadığı için finansman avantajı sağlanır.
• Ucuz ve sade bir satın alma yönetimidir.
• Mallar gümrüğe geldiği zaman “küşat” izini alınarak mallar incelenebilir ve gerekirse mallar reddedilebilir.






3. MAL MUKABİLİ : (Open Account, Cash against Goods) Bu model tamamıyla mahalle bakkalınızdan yaptığınız “veresiye” alışveriş olarak özetlenebilir. Siz bakkalınından istediğiniz ürünü talep edersiniz, o satıcı olarak reyondan talep ettiğiniz ürünü size sunar ve siz de keyfiniz geldiği zaman ödemeyi yaparsınız. İşte “mal mukabili” ödeme de aynen böyledir. Bütün risk bakkalın, yani satıcının yani başka bir deyişle, ihracatçının üzerindedir. Siz de alıcı yani, ithalatçı olarak müşteri olmanın dayanılmaz rahatlığını yaşarsınız. Yalnız tahmin edilmelidir ki bu tarz bir ilişkiye girebilmek için bakkalın yani satıcının sizi çok iyi tanıması gerekmektedir. Dolayısıyla çalışma şeklinizin bu raddeye gelmesi belki aylar, belki de seneler alabilir. Elbette ki bu tarz bir ödeme modeli her ithalatçının mumla aradığı esnek bir modeldir. İhracatçı açısından oldukça dezavanyajlı bir model olan “açık hesap” modeli umarız ki her ithalatçımıza nasip olur.  Yalnız sunduğu dengesiz adaleti sayesinde çok da tercih edilmeyen bir model olduğunu belirtmeden de geçmeyelim.




Devam edeceğiz...

Berk PINAR

Dış Ticaret Uzmanı

NEREDEN VE HANGİ YOLLARDAN İTHALAT YAPABİLİRİM?

Tekrardan selamlar. Önceki yazılarımızda “Neden İthalat Yapmalıyım?” ve “Ben İthalat Yapabilir miyim?” sorularına cevap vermeye çalışmıştık. Bu yazımızda da “Nereden ve Hangi Yollardan İthalat Yapabilirim?” sorusuna yanıt bulmaya çalışacağız.

Önceden de belirttiğimiz gibi algılanan anlamda “dış ticaret iki boyutludur”. Temelinde ise bir taraf için ihracat varsa, diğer taraf için de, pek tabiidir ki ithalat olacaktır. Bu nedenle sizlere danışmanlık yapacak, size klavuz olacak adresler, internet siteleri , kurum ve kuruluşlar da tabiatıyla aynıdır. Çağdaş dış ticaretin boyutu artık “internettir”. Bu nedenle her nevi arama motoru ve şirket rehberleri sizin iş yapacağınız tedarikçi ve/veya müşterinize ulaşmanızda bol miktarda yardımcı olacaktır.

Kısa bir özetle; tercih ettiğiniz arama motorundan yaptığınız araştırma sonrasında aşağıda yazacağım B2B (Business to Business) sitelerine girerek alınacak/satılacak nemanın veya hizmeti tanımlayan kelime ile aratın. Çıkan sonuçları (biraz zaman alsa da) süzerek hedef tedarikçinize ulaşmaya çalışın. Bu çalışmayı arka arkaya belli başlı B2B sitelerinde yaptıktan sonra zaten bazı şirketler üzerinde yoğunlaşmanız gerektiğini göreceksiniz. Bu şirketlerin internet sitelerini de ziyaret ederek “güvenilirlik / fiyat / kalite / sürerlilik” denklemini kafanızda olabildiğince oluşturmaya gayret gösterin. Buarada; özellikle internet üzerinden tanıştığınız şirketlere bilhassa dikkat etmenizi öneririm, zira pek çok şirketin (ya da kendini şirket olarak tanıtan uyanıkların) başka fabrika resimlerini kendi şirket resimleri gibi sitelerine döşediklerini ve site ziyaretçilerini kandırmaya çalıştıklarını lütfen unutmayın!!! (Ekseriyetle Çin şirketleri “nasılsa siz oraya gitmezsiniz, nasılsa dünyanın bir ucu” diyerek bu yolu deniyorlar.) Bu yüzden, bu tarz bir üçkağıda baştan düşmemek için şirketin cari bilgilerini sözkonusu ülkenin Türk Ticaret Müsteşarlığı’ndan muhakkak sorgulatın. “O adreste sözkonusu şirket var mı, varsa ne durumda vb.?” sorulara muhakkak cevabı önceden vermiş olun. Bu da yetmez ve yeterli bilgi alamazsanız ithalat yapacağınız ülkeden bir uluslararası gözetim şirketi ile anlaşarak gerekli ön “hafiyelik” çalışmasını gerçekleştirin..

Tüm bu ön çalışmaların akabinde, eğer herşey tamamsa ve ithalat yapmaya hazır hale geldiyseniz bir gümrük müşavirine vekalet vermeniz, malın Türkiye’ye geldiktan sonraki aşaması için yetecektir. Elbette bunun öncesinde bir nakliyeci ile anlaşmanız da gerekmektedir.(Her ne kadar nakliyeci ile anlaşmak teslim şekline bağlı olsa da siz yine de kendi fiyat araştırmanızı en başından yapın.)

Peki; artık tedarikçimizi bulduğumuza göre, malı nasıl alalım, nasıl ödeyelim, nasıl taşıyalım? İşte tüm bunları ilerleyen yazılarımızda açıklayacağız.


Yararlanabileceğiniz birkaç klavuz dış ticaret sitesi :


Her türlü soru, görüş/öneri ve bilgi paylaşımı için : www.ticaretforumu.com

İstanbul Ticaret Odası : www.ito.org.tr
Dış Ticaret Müsteşarlığı : www.dtm.gov.tr
İstanbul İhracatçı Birlikleri : www.iib.org.tr
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı : www.sanayi.gov.tr
İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi :www.igeme.org.tr


Yararlanabileceğiniz birkaç B2B sitesi :

www.kompass.com
www.alibaba.com
www.made-in-china.com
www.eindiabusiness.com
www.ukclassifieds.co.uk
www.germanybusinesshub.com
www.usaexportimport.com
www.HollandExports.com

Diğer yazılarımızda görüşmek üzere...

Saygılarımla,

Berk PINAR

DIŞ TİCARETTE TESLİM ŞEKİLLERİ

Önceki yazılarımızda ithalat süreçlerini başlatmak için gerekli olan bilgileri vermiştik. Şimdi de yine hem ithalat hem de ihracat için çok büyük bir yer kaplayan, seminer ve konferansların değişmez konusu olan “teslim şekillerine” göz atarak bu önemli ve elzem konu üstünde herkesin bahsettiği genel tanımlardan ziyade yapılan genel yanlışlıkları ve genel algılama hatalarına değinelim.

Öncelikle başlamak adına şunu bilmeliyiz : Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) her sene bir dizi bülten yayımlar. Bu bültenler zaman zaman güncellenerek uluslararası ticareti şekillendirmeye ve çok başlılığı / çok sesliliği ortadan kaldırmak ve buna mukabil tekdüze ve yeknesak uygulamalara geçmeği hedeflerler. Bu bağlamda ICC, teslim şekillerine de en son 2000 senesinde (Incoterms 2000) bir revizyon yayımlayarak, şuanda kullanılan güncel sürümü, uluslarası ticaretle uğraşanlara sunmuştur.

Peki; ortalama on senede bir güncellenen bu önemli unsurlar nasıl oluyor da bu kadar yanlış kullanılıyor? Bildiğiniz üzere genelde tüm ihracatçılar ve ithalatçılar nedenini halen daha anlamadığımız bir şekilde sürekli “EXW, CIF, FOB” teslim şekillerine takılmıştır ve her ne hikmetse, başka bir alternatif olduğunu da gözden kaçırmaktadırlar. Peki ama, onüç adet teslim şeklinden neden sadece üç tanesi bu kadar popülerdir? İşte bu sanırım her zaman büyük bir muamma olarak kalacaktır. Öte yandan genel geçer tanımları bir tarafa bırakarak aşağıdaki unsurlara dikkat etmenizi şiddetle tavsiye ederim.


Hiçbir zaman unutmamamız gereken en temel noktalar;

1) Eğer yükümüz “küpeşteyi” (geminin yan duvarı) aşacak şekilde yüklenmiyorsa (veya RO/RO gemisi gibi kıçtan yükleme söz konusu ise) CIF (Cost, Insurance & Freight) gönderilerinizde CIP (Carriage & Insurance Paid to...) terimini kullanmanız çok çok daha uygun olur. Zira CIF ve CIP birbirinin ikizi gibidir. Tüm yükümlülükler ve sorumluluklar alıcı için de satıcı için de aynıdır. CIP teriminde ek olarak bilmemiz gereken, karma nakliyelerde CIF yerine tercih edilen bir kloz olduğudur. Sadece CIF'ın denizi sevdiğini unutmayalım ve lütfen her faturanın üzerine CIF yazmayalım artık. Çok genel bir yanlışlıktır. Örnek : Tırla Selanik’ten Bursaya gönderilen bir malın ihracatcısı hem sigortayı ödüyor, hem navlunu karşılıyorsa (ihracat için işlemlerin zaten onun tarafından yapıldığını unutmadan) size gelen faturanın CIF olması yanlıştır. Çünkü Selanik’ten Bursa’ya henüz bir kanal inşaa edilmedi ve tahminimce arada bir herhangi deniz de yok. :-) Velev ki malınız Selanik’ten gemiye yüklendi ve Gemlik’e deniz yolu ile geldi. Oradan da ara nakliye ile sizin istediğiniz yere geldi. Karma nakliye olduğundan CIP terimi nispeten daha doğru olacaktır. Selanik’te mal, gemi küpeştesini aşmış olsa, o zaman CIF yazılabilir ama her multımodal taşımanın da CIF olmadıgını unutmayalım lutfen.



2) Sadece deniz ve nehir taşımacılığında kullanılan terimler aşağıdaki gibidir. Eğer kara, tren veya hava nakliyesi seçenekleri söz konusu ise, bu klozların kullanılmış olması, sorun çıktığı andan itibaren bizim aleyhimize olur. Bu nedenle, şahsen bu klozları her ihracatınızda ya da ithalatınızda kullanmanızı tavsiye etmiyorum. Şartlara ve duruma uygun davranmakta fayda var.

a) FAS – (Free Alongside Ship) gemi doğrultusunda teslim (gemi yoksa zaten neden FAS?)

b) FOB - (Free on Board) küpeşteyi aştıktan sonra gemi bordasında teslim (gemi yoksa, küpeşte zaten aşılmaz)

!!! Teslim şekli olarak FOB'u mal değeri hesaplamalarındaki FOB ile karıştırmayalım!!! Her ihracat mal değeri hesaplamasında FOB değerine başvurulur ama bu, gemi üstünde masrafsız teslim yapılacağı anlamına gelmez...

c) CFR – (Cost and Freight) varış yeri......(limanı ) olarak belirtilen yerde (yine deniz ve nehir taşımacılığı için uygun)

d) CIF – (Cost, Insurance & Freight) mal bedeli , sigorta ve navlun ( eğer gemi ile taşınmayacaksa CIP daha doğrudur)

e) DES – (Delivered Ex-Ship) varış limanı...olarak belirtilen yerde “GEMİDE” teslim (eğer gemi yoksa varış limanında gemi de olmaz , o zaman DES hiç olmaz, genel mantığa ters)

f) DEQ – (Delivered Ex-Quay) varış limanı...olarak belirtilen yerde “RIHTIMDA” teslim (eğer gemi yoksa varış limanı da olmaz , o zaman DEQ hiç olmaz, genel mantığa ters)



3) “Incoterms” yazıldığında 2000 senesine referans verildiğine dikkat edelim. Her ne kadar yazılmayan her referans kloz "Incoterms 2000"e zımni atıf (üstü kapalı atıf) olsa bile, önceki halleriyle başka bir teslim şekli anlatılmaya çalışılmış olabilir. Örneğin; eskiden mevcut bulunan FOT (Free On Truck) ibaresini bugün yazdığınızda elinize, sorun anında daha büyük bir sorundan başka bir şey geçmez. Çünkü incoterms 2000'de bu ibare yoktur. Ama özel hukuk gereği siz FOT teriminin varolduğu “Incoterms”ü bulup yazarsanız ve karşı tarafa bu klozunuzu onaylatırsanız sorun kalmaz, zira özel hukuk, genel hukukun her zaman üzerindedir. Sözün özü refere ettiğimiz ibarelere dikkat etmeliyiz.





4) Buarada aklıma gelen bir başka detay da ; “EXW” klozunun kullanımındaki genel bir hata : Tıpkı CIF ve FOB gibi EXW terimini de kullanmayı çok seviyoruz. Tüm faturaların üzerine sanki 13 değil de sadece 3 kloz varmış gibi ya CIF ya FOB ya da EXW yazıyoruz. Ancak her bir kloz başka bir içerik barındırır ve bildiğiniz gibi EXW klozu ihracatçı için minimum risk, sorumluluk ve yükükümlülük taşır. İhracatçı, yani “satıcı” sadece ve sadece malı kendi iş yerinde teslim etmekle soumludur. (ya da belirtilen başka bir yerde) Peki siz ihracat yaparken malın çıkış işlemlerini yapmıyor musunuz? Malın yüklenmesinde yardımcı olmuyor musunuz? Eminim ki hepimizin, bir gümrük komisyoncusu var, ya da bu işi kendi bünyenizde yapıyorsunuz ve sattığınız malın ihracatındaki gümrük işleriyle kendiniz uğraşıyorsunuz. O halde EXW tanımının dışına çıkıyorsunuz. Çünkü EXW 'de malı alıcının aracına yüklemek bile yoktur, ara nakliye yoktur, gümrük işlemleri keza yoktur. O halde ya bunlara hiç karışmayacaksınız (ki bu genel ticari içtihata aykırıdır, çünkü uygulamada bu tarz işlere karışılır ve sözkonusu işler müşteri adına halledilir) ya da eğer ki bu işleri devralıyorsanız da, FCA (Free Carrier) terimini kullanacaksınız ki daha doğru bir kullanım olsun. Aslına bakarsanız bu klozlar sadece birer kılavuzdur. Esas olan sizin müşteri ile yaptığınız yazılı antlaşmadır yani “akittir”çünkü o antlaşma özel hukuka girer. Orada da haklar, sorumluluklar , yükümlülükler ve sorun anında başvurulacak idari yargı mercileri açıkça belirtilmelidir ki sonradan sorunlar büyümesin. Sözün özü, “Incoterms 2000” refere edildiğinde ilk önce neler yapmak, nelerden kaçınmak istediğinize önce net olarak karar verin ve faturaya onu yazın veya faturayı karşı taraftan o şekilde talep edin ki sonradan sıkıntı çıkmasın.



Saygılarımla...


Berk PINAR

Dış Ticaret Uzmanı

Ben İthalat Yapabilir Miyim?




Her türlü tanımı bir tarafa bırakalım. Sadece şuna değinelim. Evet, dileyen herkes ithalatçı olabilir. İstediğiniz ürünü istediğiniz kadar ithal edebilirsiniz. Yalnızca bir kaç kaide vardır. En önemlisi herkesin tahmin edeceği üzere yüz kızartıcı şuçlara sokabileceğimiz ürünlerin ithalatının yasak olmasıdır. Mesela uyuşturucu, kumar makineleri ve insan/hayvanların canlarını ve sağlıklarını tehlikeye atacak her türlü ürün gibi. Bunun dışında kalan hemen hemen her ürünü ithal edebilirsiniz. (İkinci el elektronik eşya bir istisnadır ve malesef yasaktır, halbuki ne iyi olurdu Amerika’dan ikinci el bol miktarda Iphone’lar getirtseydik değil mi?)


Devletin politikası ihracatı desteklemek ve ihracatın önüne çıkabilecek her türlü bürokratik ve politik engeli kaldırmak istikametindedir. Tam tersi olarak ithalatta prosedürler, bürokrasi , ve hatta zaman zaman “birilerini görmek” malesef bu işin olmazsa olmazlarıdır. Devlet de en başında ithalat yapabilmeniz için demiştir ki : “Vergi numaran varsa, gerçek ya da tüzel kişi olman fark etmez, sen ithalat yapabilirsin”.



Peki madem öyle; “Ben gerçek kişi olduğuma ve benim vergi numaram da olmadığına göre; e-bay’den bir kitap satın aldığımda bunu nasıl ithal edeceğim?” diye sorabilirsiniz. Buarada da nöans şu yöndedir : Malum hepimizin Almanya’da , Fransa’da bir akrabası veya bir tanıdığı vardır ve elbette bu “cömert” yakınlarımız bizlere hediyeler yollamaktadır.(nerde öyle amca bizde!) İşte bu sebepten ötürü devletimiz ticari değeri olmayan hediyelere , kitap ,cd gibi eserlerin ithalatına izin verirken dar bir anlamda “sorun çıkarmaz”. (elbette makul ölçülerde)



O zaman bu ne demek oluyor? Eğer malımın ikamesi buarada değilse buyrun meydan sizin...
Dilediğiniz gibi ithalat yapabilirsiniz; ama siz yine de öyle hemen B2C’lere yönelmeyin, ve diğer yazılarımızı bekleyin..

Saygılarımla,

Berk PINAR

Neden İthalat Yapmalıyım?

Bu yazımızda “neden ithalat yapmalıyım?” sorusuna cevap vermeye çalışacağız. Bildiğiniz üzere; her devletin ithalattan ziyade ihracatı kalkındırmaya yöneldiğini ve bunu bir devlet politikası olarak benimsediğini önceki yazımızda belirtmiştik. Peki “Ben neden ithalat yapmalıyım? Bana, şirketime ve hatta büyük düşünürsek devletime faydası ne olur?” İşte bu yazımızda kısaca bunlardan bahsedeceğiz.

Bilindiği üzere; her ülke dünya üzerinde mevcut olan kaynaklardan ve zenginliklerden eşit oranda faydalanamamaktadır. Örneğin ;yanı başımızdaki İran’dan petrol, doğal gaz ve hatta uranyum bol miktarda çıkarken, bizde bu cevherler neredeyse yok denecek kadar azdır ve sanki 1639’da imzalanan “Kasr-ı Şirin” antlaşması 300 yıl sonraki yer altı zenginliklerini, bizlerin ayaklarının altından alırcasına hazırlanmıştır. ( Sanırım bu da malesef bizim şanssızlığımız.)



İşte bu gibi nedenlerden ötürü; eğer bir mal, bir değer, bir zenginlik, bir cevher ya da bir meta sizin ülkenizde mevcut değilse yapacak tek şey bunu dışarıdan ikame etmektir. Yani “ithalat” yapmaktır.Yalnız buarada “bıçak sırtı” denebilecek bir ince çizgi vardır ki bu da dış ticaret dengesidir. Yani yaptığınız ithalat hacminin, gerçekleştirdiğiniz ihracat hacminden az olmasıdır, ki bu zaten en temel çıkarımdır. Bir ülkenin dış ticaret hacmi ne denli “artı veriyorsa” o ülke o denli refah seviyesine kavuşmaktadır. Tam tersi olarak da ne kadar “eksi”niz varsa o kadar dışa dönük ekonomiye sahipsinizdir ve işler sizin için gün geötikçe daha da zorlaşacaktır demektir. Eğer uzun vadede dış ticaret hacminiz üstüste “eksi” almaya devam ediyorsa şundan emin olabilirsiniz ki zamanının “Duyum-u Umumiyesi” şimdilerin bilinen ismi ile “IMF” ve “Dünya Bankası” her daim yakınınızda ve hatta tam arkanızda olacaktır.



Peki ithalat yapmayalım mı? İthalat o halde kötü bir şey mi?

Hayır kesinlikle değil. Ancak tutarlı, ölçülü ve mantıklı davranmakta fayda var. Bunları yapmak içinde şu aşağıdaki perspektifleri düşünmek ve yapacağımız ithalatın şu unsurları içerdiğinden emin olmamız gerektiğini düşünüyorum.

• İhracata dönük (ara mamül, al – sat ticaretleri)
• Teknoloji ithalatları (hammadde çıkışlı)
• Girdi ithalinde maliyet avantajlı (bunun için teşvik rejimleri vardır ki ilerde bahsedeceğiz)
• Rekabet potansiyeli arttırıcı (Kalitesiz Çin ürünlerini kasdetmiyorum elbette)
• Haksız rekabeti önleyici mallar (özellikle kalitesiz Çin mallarından uzak durularak)

Yeni yazım “Ben İthalat Yapabilir Miyim?” konulu olacak.

O zamana dek görüşmek üzere,

Berk PINAR