6 Ağustos 2014 Çarşamba

Hamileliğimizi Duyurmak da Hamile Olmak Kadar Önemlidir Bizim İçin :)

Eeee artık kızımıza hamileydik, henüz cinsiyeti belli değildi. (resmi olarak belli değildi, oysa biz kızımız olacağını biliyorduk) Şimdi bunu sevdiklerimize, dostlarımıza, arkadaşlarımıza aktarmaya gelmişti sıra.
Pek sevgili Gizem Talun (Gizmo) nun yardımlarıyla ve Niloşun dahiyane konsept fikirleriyle ev ortamında foto çekimleri yaptık... (hamileliğin çok başında olduğumuzdan ufak bir hesap hatası ile bebişimizin geliş tarihini Eylül hesaplamıştık, ancak şuan 26 Ağustos görünüyor. Elbette halen kesinleşen birşey yok...Belki Ağustos, belki Eylül.. Belki de bu gece, ya da haftaya..Bilemeyiz : p   )  

İşte o fotolar...




Ve sonra...bu fotoğrafları özenle basıp, kartonların üstlerine yapıştırdık ve puzzle olacak şekilde bunları kestik... Reunion vol. 89431045 kodlu buluşmamızda grup üyelerimize bu puzzle'ları karışık şekilde teslim edip bulmacayı çözmelerini istedik. Epeyce uğraştılar ama deydi :) Hamileliğimizi anladıklarında kopan kıyamet yüzünden "Süper Yeni Happy Moon's" dan [bu o gece oraya taktığım bir isimdi :)  ] kovuluyorduk, ama sallamadık ve şamatamıza her zaman olduğu gibi devam ettik... Her oyunda olduğu gibi puzzle'ı ilk çözenMelis Kalfa olmuştu :) 

O geceden kareler...




Hafta sonu ise Yalova'ya anneanne ve dedeye güzel haberi vermeye gitmiştik...Onlar da bu esşiz habere çok sevinmişlerdi...Babaanne ve dedeye bu güzel haberi verdiğimizde attıkları çığlığın maalesef fotoğrafı yok. Ama eminim ki bu mutluluğu tasvir edecek fotoğraf da dünyada yoktur...

Babacığın Berk...

Nilo'da Tuhaf Haller ve En Anlamlı Çift Şerit !!!

Marsilya tatilinden dönmüştük. Aradan 3 - 3,5 hafta geçmişti. Niloşumda tuhaflıklar gözükmeye başlamıştı. Midesi bulanıyordu, kusuyordu ve fazlasıyla şişmişti. Kramplar giriyordu... Şaşkın ve ne yapacağını bilmez bir ruh hali almıştı bizi.

Sonra Niloşum eczaneden bir gebelik testi aldı ve uyguladı. Geçmek bilmeyen dakikalardı. Sonunda hayatımızın en anlamlı çift çizgisi belirmişti gözlerimizin önünde. O iki çizgi sadece "hamilelik pozitif" manasına gelmiyordu. Bizler için artık o çizgiler hayatın başladığı ve bittiği yerleri gösteriyordu. Artık Defne ile başlıyor Pera ile bitiyorduk... Benim için ise hayatımdaki iki bayanı sembolize ediyordu artık. Niloşum ve henüz doğmamış kızım (en başından beri senin kız olacağını biliyordum sevgili kızım)...

 


Bu güzel haberden sonra dünyalar bizim olmuştu. Yine de emin olmak için hastaneye gidip bir kan testi yaptırdık. Sonuç pozitifti. Artık hamileliğimiz kesinleşmişti. Ne var ki Niloşun ağrıları ve sancıları muazzam bir seviyedeydi. Pendik'teki Remedy Hastahanesine ve Koşuyolu'ndaki Medipol Hastanesi'ne gittik. 2 kez acilden giriş yaptık. Doktorlar bir sorun olabileceğini söylemişlerdi. Yıkılmıştık!!! 

Niloşun kendi doktoru sevgili Fatih Bey yıllık izindeydi ve ona ulaşamıyorduk. Nihayet kendisi birkaç gün sonra iş başı yaptı ve hemen koşa koşa Fatih Bey'e gittik. Ultrason ile muayene etti bizi. Hiç bir sorun olmadığını söyledi, herşey yolundaydı. Sadece gaz sancısı olduğunu söyledi ve magnezyum hapı verdi. İçtik, geçti... Diğer doktorların sorunlu bulduğu ve dünyaları başımıza yıktığı gebelikte sadece sorun "gaz" mış iyi mi!!! Ikındık geçti :)

Hayat ilk kez Defne'mizle o zaman dalga geçmiş ama metanetli kızımız bu olaya gülüp geçmişti belki de fark dahi etmeden :)

Baban Berk...

İsme Karar Verme Maratonu ... (!)

Defne Pera PINAR... Kızımızın ismi artık belli. Biricik meleğimizi Defne Pera olarak çağıracağız. Ancak bu karara varmamız çok çok uzun zamanımızı aldı. Hem de çooook uzun bir zamanı...

Yıllar önce gördüğüm bir rüya vardı. Henüz eşimle evli değildik. Sanırım 5 yıl evvel görmüştüm o rüyayı. 2008 veya 2009 yıllarıydı. O yıllarda Defne'nin annesi biricik eşim Nilay ile evli dahi değildik. Ancak ikimiz de hayatlarımızı birbirimizle kesiştireceğimizi biliyorduk.

Bir gece çok güzel bir rüya gördüm. Rüyama minik bir melek uğramıştı. Niloşla minik güzel bir kız çocuğumuz oluyordu, öpüyorduk kokluyorduk, sarılıyorduk ve ona, onu nasıl sevdiğimizi öpücüklerimizle gösteriyorduk. Rüyamdaki kızın adı "Flora" ydı. O sabah uyandığımda Niloşa dedim ki, seninle dünyalar güzeli bir kızımız olacak ve ismi de Flora olacak. O günden hamileliğin belli bir kısmına kadar geçen yıllar içinde de bu karardan asla vazgeçmedim. Niloş da bu isme alışmıştı. Artık minik kızımızın isminin hikayesi de yazılmıştı.

Gelgelelim işler istediğimiz gibi gitmedi. Flora isminin tıpta garip manaları olduğunu öğrendik ve tam manasıyla yıkıldık... :(  Alternatif arayışları başladı. Pek çok isim düşündük, belki yüzlerce... Yüzlü sayıları onlu sayılara indirdik... Defne, Pera, Lara, Berrak, Duru vb derken işler içinden çıkılmaz bir boyut kazandı.

Derken iki isim koyup seçimi minik kızımıza bırakmaya karar verdik. Yaptığımız onlarca saatlik beyin jimlastiğinden sonra iki isim son elemeye kaldı :)

1. Flora Defne
2. Defne Pera

Dolayısıyla Defne ismi kesinleşmiş oldu. Arkadaşlarımızla yaptığımız oylamada da  Flora Defne galip gelmişti...

Ne var ki içimize sinmemişti. Kulağımıza Defne Pera Pınar ismi daha melodik ve daha tamamlayıcı geliyordu.
Ve biz de sonunda buna karar verdik. Karar aşamasında biricik annesine hak ettiği önceliği verdiğimi de söylemeden edemeyeceğim... O kadar karnında taşıdı, isim konusunda da son sözü söylemek annesine düşer dedim ve Defne Pera'nın ismi kalbimize bu şekilde mühürlenmiş oldu....

Şimdi de kendisini göreceğimiz o ilk günü beklemeye koyulduk...

Hadi bakalım bebeğim gel artık da bitsin bu hasret...

Seni seviyoruz.

Baban Berk...

Defne Pera'nın Blogu Neden Var? Kim yazar, kim okur? Amacı nedir?

Ben Defne Pera'nın babası Berk PINAR. Biricik dünyalar güzeli eşim Nilay PINAR ile beraber henüz doğmamış aşkımıza, hayatımızı adayacağımız kızımıza ileride bu satırları okuması ve ondan önce neler olduğunu, neler yaşandığını anlaması, öğrenmesi için, onun hakkında neler düşündüğümüzü nasıl bir hisle Nilay'ın ona hamile kaldığını öğrendiğimizden itibaren bağlandığımızı bilmesi için yazacağız. Yıllar sonra bu blogu okuduğunda gözünün önünden kendi tarihini geçirecek ve kendi hikayesini izleyecek. Adım adım nasıl büyüdüğünü, nasıl konuştuğunu, ilk kelimelerini, ilk adımlarını görecek... Bir nevi onun hayat hikayesi olacak. Küçücük bir hücreden nasıl bir meleğe döndüğünü kendisi görecek... Ve herşeyden önce anne ve babasının onu şimdiden nasıl özlemle beklediğini, onu daha doğmadan nasıl sevdiğini ve sabırsızlıkla ilk tanışma anının ipini çektiğini bilecek... Seni sen daha doğmadan çok seviyoruz canım kızımız...

http://defneperapinar.blogspot.com.tr/

Baban Berk...  

30 Mayıs 2013 Perşembe

Sen Kimsin Be adam?

Sen kimin adamısın, kimin hizmetkarısın? Kimin vergisiyle maaşını alırsın? Kimi korur kime hizmet edersin? Memurun hakkını koruyan memura cop vururken düşünmez misin senin de  aynı anda memur olduğunu? Ağacı koruyana çevreciye gaz sıkarken düşünmez misin ağaçsız kaldığında gazdan soluksuz kalacağını, çevresiz kalacağını, parasız eğitim için gösteri yapan öğrenciyi yerde sürüklerken düşünmez misin çocuğunun da bir gün parasız eğitim alma hakkının senin de işine yaracağını? Sen kimsin be adam? Mert misin namert misin? Kaskını maskeni takınca kendini süper kahraman mı sanırsın? Kıyafetin yokken neden çıplak hissedersin kendini de yanında amirin olunca süpermen kesilirsin? Yerde sürüklenen insana tekme savururken azıcık da olsa içinde kalmış olduğunu umut ettiğimiz vicdanın sızlamaz mı? O çok güvendiğin amirin, onun amiri, onun da amiri , onun da amiri olan emniyet müdürün onun da amiri bakanın, başbakanın... "İnandığın" yaratanının karşısına çıktığında seni savunur mu sanırsın? Birini dövmenin, birine gaz sıkmanın veya birine veya tabiata zulmetmenin açıklamasını "emir böyleydi uydum" diyerek geçiştirebileceğini mi sanırsın? Nereden alırsın bu kudreti? Canlıya , tabiata zulmetmeyi kolay mı sanırsın, keyfi mi sanırsın, kaç etti ettiklerin? Sen çoktan gözden düştün be adamım, çünkü sen kudret için meshebini, aidiyetini, kimliğini satılığa çıkardın... Sen kimsin be adam, kimi kandırırsın....

3 Ekim 2012 Çarşamba

SURİYE İLE SAVAŞ MI???


En basit anlatımla gördüğüm şey şu; şuanda Türkiye'nin içine düştüğü ekonomik, politik, militer ve uniter dar boğazın yegane müsebbibi AKP yönetimidir. Kendilerini BOP'un eş başkanı ilan edenlerin emelleri doğrultusunda elbette belli başlı senaryolar savaşı meşru kılmak için oynanacaktır ve oynanmaktadır da. Zira hiç bir değişim süt liman olmaz. Her değişimde, her devrimde kan dökülür. 

Kronolojik olarak A. Hitler'in nasıl güce geldiğini ve akabinde nasıl ve neler yaptığını gözden geçirmenizi istiyorum sizden. AKP'nin ilk kez seçildiği 3 kasım 2002 tarihinde sınıfımızda sadece 1 AKP sempatizanı vardı. Bugün ise tüm oyların yarısı. O günden bugüne, nelerin değiştiğini görün lütfen. 10 senede komşularla sıfır sorun politikası izleyen akp, tüm komşularla kanlı bıçaklı oldu. Ekonomimiz sadece araplardan gelen sıcak paraya dayalı. TR'ye yatırım gelmiyor, sadece peşkeş çekilen kurum ve kuruluşlar el altıdan satılıyor. Artık yabancılarda uyandı "Neden devasa bütçelerle TR ye yatırım yapalım ki, nasıl olsa bunlar bir yerleri daha peşkeş çekerler, sıramızı bekleyelim!" diyorlar. 10 sene içinde en çok garibanın, fakirin fukaranın hali kötüleşti. En çok onlar et, süt alamaz oldular. En çok onlar elektriğe, doğalgaza, benzine para ayırdılar. Öte yandan en çok da onlar oylarını paylaştılar. En çok da bunu anlamıyorum ya zaten!

Hal böyleyken, gücünü teokratik oligarşiden alan bir zümrenin sadece emellerine biraz daha yaklaşmak için masumların öldürülmesine göz yuman insanlık dışı bir iktidarın peşinden değil savaşa, mangala bile gitmem. Çünkü bilirim ki; o barbekü partisinde yenilecek et benim kolum bacağım olacaktır. Ne elimi veririm, ne de kolumu kaptırırım, zaten bugüne kadar elini verip de kolunu kurtaran da olmadı. Bu savaş benim savaşım değil. Zaten hiç bir savaş benim savaşım değil. Misilleme gibi bir yaklaşım, bizleri sadece savaşa bir adım daha yaklaştırır. Çözüme değil. Öte yandan savaş isteyen, savaş hayal eden insan, insan da olamaz. Hal ne olursa olsun savaş son ihtimaldir ve ancak yurdun tehdit altındaysa meşrudur. Şu aşamada da tehdit harici değil, dahilidir...

Bu böyle biline...