30 Mayıs 2013 Perşembe

Sen Kimsin Be adam?

Sen kimin adamısın, kimin hizmetkarısın? Kimin vergisiyle maaşını alırsın? Kimi korur kime hizmet edersin? Memurun hakkını koruyan memura cop vururken düşünmez misin senin de  aynı anda memur olduğunu? Ağacı koruyana çevreciye gaz sıkarken düşünmez misin ağaçsız kaldığında gazdan soluksuz kalacağını, çevresiz kalacağını, parasız eğitim için gösteri yapan öğrenciyi yerde sürüklerken düşünmez misin çocuğunun da bir gün parasız eğitim alma hakkının senin de işine yaracağını? Sen kimsin be adam? Mert misin namert misin? Kaskını maskeni takınca kendini süper kahraman mı sanırsın? Kıyafetin yokken neden çıplak hissedersin kendini de yanında amirin olunca süpermen kesilirsin? Yerde sürüklenen insana tekme savururken azıcık da olsa içinde kalmış olduğunu umut ettiğimiz vicdanın sızlamaz mı? O çok güvendiğin amirin, onun amiri, onun da amiri , onun da amiri olan emniyet müdürün onun da amiri bakanın, başbakanın... "İnandığın" yaratanının karşısına çıktığında seni savunur mu sanırsın? Birini dövmenin, birine gaz sıkmanın veya birine veya tabiata zulmetmenin açıklamasını "emir böyleydi uydum" diyerek geçiştirebileceğini mi sanırsın? Nereden alırsın bu kudreti? Canlıya , tabiata zulmetmeyi kolay mı sanırsın, keyfi mi sanırsın, kaç etti ettiklerin? Sen çoktan gözden düştün be adamım, çünkü sen kudret için meshebini, aidiyetini, kimliğini satılığa çıkardın... Sen kimsin be adam, kimi kandırırsın....

3 Ekim 2012 Çarşamba

SURİYE İLE SAVAŞ MI???


En basit anlatımla gördüğüm şey şu; şuanda Türkiye'nin içine düştüğü ekonomik, politik, militer ve uniter dar boğazın yegane müsebbibi AKP yönetimidir. Kendilerini BOP'un eş başkanı ilan edenlerin emelleri doğrultusunda elbette belli başlı senaryolar savaşı meşru kılmak için oynanacaktır ve oynanmaktadır da. Zira hiç bir değişim süt liman olmaz. Her değişimde, her devrimde kan dökülür. 

Kronolojik olarak A. Hitler'in nasıl güce geldiğini ve akabinde nasıl ve neler yaptığını gözden geçirmenizi istiyorum sizden. AKP'nin ilk kez seçildiği 3 kasım 2002 tarihinde sınıfımızda sadece 1 AKP sempatizanı vardı. Bugün ise tüm oyların yarısı. O günden bugüne, nelerin değiştiğini görün lütfen. 10 senede komşularla sıfır sorun politikası izleyen akp, tüm komşularla kanlı bıçaklı oldu. Ekonomimiz sadece araplardan gelen sıcak paraya dayalı. TR'ye yatırım gelmiyor, sadece peşkeş çekilen kurum ve kuruluşlar el altıdan satılıyor. Artık yabancılarda uyandı "Neden devasa bütçelerle TR ye yatırım yapalım ki, nasıl olsa bunlar bir yerleri daha peşkeş çekerler, sıramızı bekleyelim!" diyorlar. 10 sene içinde en çok garibanın, fakirin fukaranın hali kötüleşti. En çok onlar et, süt alamaz oldular. En çok onlar elektriğe, doğalgaza, benzine para ayırdılar. Öte yandan en çok da onlar oylarını paylaştılar. En çok da bunu anlamıyorum ya zaten!

Hal böyleyken, gücünü teokratik oligarşiden alan bir zümrenin sadece emellerine biraz daha yaklaşmak için masumların öldürülmesine göz yuman insanlık dışı bir iktidarın peşinden değil savaşa, mangala bile gitmem. Çünkü bilirim ki; o barbekü partisinde yenilecek et benim kolum bacağım olacaktır. Ne elimi veririm, ne de kolumu kaptırırım, zaten bugüne kadar elini verip de kolunu kurtaran da olmadı. Bu savaş benim savaşım değil. Zaten hiç bir savaş benim savaşım değil. Misilleme gibi bir yaklaşım, bizleri sadece savaşa bir adım daha yaklaştırır. Çözüme değil. Öte yandan savaş isteyen, savaş hayal eden insan, insan da olamaz. Hal ne olursa olsun savaş son ihtimaldir ve ancak yurdun tehdit altındaysa meşrudur. Şu aşamada da tehdit harici değil, dahilidir...

Bu böyle biline...

30 Eylül 2012 Pazar

Kısa Metrajlı Komik Bir Film :)

Gözde'den kısa metrajlı bir film :) Çok hoşuma gitti, siz de izleyin. Metrobüs ve onu bekleyenler çok komik gözükmüşler...

edit: konuşurken konuşurken bir de mani yazayım gözde'ye de, ortamda sanatla ilgilenen o varmış gibi durmasın dedim :))))

Yazıldıysa göğsüne o derin aşk-ı heft-i sanat , 
Kurtar cahili zulmetten ve Abad eyle taht-ı saltanat, 
Eyme boynunu, dik dur, şem' ol karanlık geceye, 
Vazgeçme sevdandan yıkılsa da cihan, ele güne inat...

sözlük :  
heft-i sanat : 7. sanat  
zulmet : karanlık 
abad eylemek : zenginleştirmek 
şem' : mum




21 Eylül 2012 Cuma

TRIP ADVISOR COĞRAFYA TESTİ

 
Traveler IQ
The Traveler IQ challenge ranks your geographic knowledge against 8,978,216 other travelers.
İnanılmaz şekilde sarıyor insanı, bir de coğrafyaya meraklıysanız "dadundan" yenmez...

SEVGİLİ KARIMA...




Kalbimin, ömrümün sultanı... Hayatım boyunca güzel gözlerine bakakalmak ebedi gayem...Sana iki satır karaladım, umarım beğenirsin. Nice mutlu senelere, seni seviyorum karıcığım...











Ömür yetmez seyre doymaya o gül-i ruhsarını,
Hançer yetmez ayırmaya, gönlümden sevdanı.
Nigahın, mecnun-u ahval eyler, şu aciz adamı,
Tut elimi ve galeyana getir nida dolu feryadımı.

Nagehan başladı sevdamız döndü aşk-ı feverana
Tutsak oldum gözlerinde, mest oldum bakışlarına
Yitip gitmesin günler, olmasın tek bir an-ı ziyan
A'ma kalayım seyre dalarken o güzel afıtab-ı simana

NİCE MUTLU VE BERABER SENELERE NİLAYIM....



******
Sözlük:
gül-i ruhsar: gül yüzlü
nigah : bakış
mecnun-u ahval : kimsesiz deli
nagehan : aniden
feveran : büyük çoşku
a'ma : kör
afıtab-ı sima : çok güzel yüz

6 Eylül 2012 Perşembe

INSANLARI KANDIRMAK, KANDIRILDIKLARINA İKNA ETMEKTEN DAHA KOLAYDIR





INSANLARI KANDIRMAK, KANDIRILDIKLARINA İKNA ETMEKTEN DAHA KOLAYDIR

Mark Twain... Samuel Langhorne Clemens’in takma ismi... “İki kulaç derinlik” manasına gelen bir denizcilik terimi olduğu söyleniyor. Araştırılmalı. Hepimiz biliriz; Tom Sawyer’ı. İşte onun yazarı, daktilo kullanarak roman yazan ilk yazar. (evet her zaman laptop yoktu ergenler, lütfen saçmalamayın)

Ünlü sözüne geliyorum “Insanları kandırmak, kandırıldıklarına ikna etmekten daha kolaydır” . Önermeyi ilk okuduğum an; bunca zaman hemen her ortamda yaptığımız din ve  siyaset konuları canlandı gözümde. Ve “Ahaa.. evet...işte bu!!!” dedim. “Evreka’ydı”  Neden bunca zamandır onca hitabete rağmen, kendimce ve bilimsel olarak doğrulukları ispatlanmış ve artık “bilimsel kanun” kabul edilmiş,  post-teori aşamasındaki “gerçeklere” insanları neden ikna edemediğimi anlamıştım. Çünkü onların inanmışlıkları vardı. Çünkü onlar kandırılsın ya da kandırılmasın inandıkları doğruların “hata” olabileceği olasılığını asla görmek, duymak ve hatta düşünmek bile istemiyorlardı. Araştırmak da “zul” gediği için kulaktan dolma bilgiler onlara yetiyordu. Peki kulaktan dolma ibareler ve hikayelerle bir insanı doldurduğunuz zaman onu esasen de şeklen de kandırmış olmuyor musunuz? En nihayetinde bu hikayeleri anlatanlar da, büyük ihtimalle kulaktan dolmacı olduğuna göre, birinin attığı taşı, kırk deli toplanıp çıkaramıyor kuyudan manasına gelmiyor mu?

Insanların geneli malesef cahildir... Insanlar malesef bilgisiz ve vurdumduymazdır. Insanlar sorumluluk almaktan kaçınır. Insanlar malesef  kolaycıdır ve yönetilmek isterler. Kendi hayatlarında birilerinin, bir üst teoremin gölgesi olsun isterler. Bunun istisnası yoktur. Insanlar belki de ilkel korkularından sebep, hep aşağılanmak ve güçsüzlüğüne vurgu yapmak isterler.  Çin’deki budistler de aynı reaksiyonu gösterir, Latin Amerika’daki katolikler de, Sahra üstü müslümanları da. Hepimiz (küçük bir istisni grup hariç) sebebi belirsiz bir nedenle cayır cayır  yanacağımızı, ızdırap dolu bir ebediyetle karşılasacağını ya da bir sonraki hayatında sürüngen olarak geleceğinin korkusunu yaşar ve bundan kaçınmak için de "çitlerin" etrafına çıkamaz. Çıkan da kendini kontrol eden bir çoban köpeğinin farkındalığında olsa da, kendi koyunluğundan dem vurmaz. 


Bize bu öğretildi. Bizi yönetmek için bu bizlere takdim edildi. Kadim çağlardan bu yana bu iş insanlık tarihinin bilinen en zevkli ve en kar sağlayan ticareti olarak vucüt buldu. Üzgünüm ama kandırılmanın bedelini de ödediniz, ödüyoruz ve ödeyeceğiz. Kiminin parası, kiminin misyonerlik çabaları, kiminin sadece 4 yılda bir attığı oy. Kişiden kişiye sömürü boyut değiştirebilir ama netice değişmez. Onlar yağlı ballı evlerinde oturup, ellerini avuşturup bize kıs kıs gülerken, kurdukları imparatorluk gölgesinde ruhumuzu kırbaçlatan bizler ise, sabah akşam demeden gündelik ihtiyaçlarımızı gidermeye ve bizi yönlendirdikleri ebedi hayat için puan kazanmaya çalışıyoruz kan ter içinde.

Kandırılmış olmak. Kandırılmaktan öte acıtan şey nedir biliyor musunuz? Bence kandırıldığını görebilmek ve bunu önce kendine itiraf edebilmek. Ve evet, kandırıldığını itiraf eden sayısı parmağına batan kıymıktan ölen insan sayısı kadar azdır bence. Ne tuhaftır ki bu kişiler genelde kuzey ülkelerinde toplanmışlardır... Neden acaba? Bilgi, birikim, kişisel gelişim ve toplumsal paylaşımdan olabilir mi?

Her dost toplantısında ve /veya söz gelimi alelade ortamlarda karşılaşıyorum bağnazca ve sabit fikirli yaklaşımlarla. Bazen dakikalarca bazen de saatlerce uğraşıyorum. Amacım fikir değiştrirmek değil. Amacım okumasına ve kendisinin araştırmasına yöneltmek. Başarılı olamıyorum. Bunu sana ben değil, onlar söylüyor bari ona inan, OKU da anla diyorum. Bir dahakine daha sağlam bir sohbet yaparız diyorum, ne var ki sonuç alamıyorum. Neden bu duvarı yıkmak bu kadar zor? O denli kandırılmışlar ki, kendi bünyelerinde Berlin duvarları örmüşler. Eğer araştırırlarsa, belki haklı olabileceğimden ve bunu kendilerinin de keşfedeceğinden korkuyor olmalılar.

Bu sözden sonra anladım ki; ben onların sadece “kandırıldıklarına ikna etmeye çalışıyorum” Bu nedenle zorluk yaşıyorum. Oysa bakın sahte hocalara, sahte peygamberlere veya saçma sapan “Scientology” tarzı tarikatlar; nasıl da kolay kandırıyorlar insanları. Onlar kandırıldıklarına ikna etmiyorlar, sadece "kandırıyorlar".  Ben “yok” derken onlar “var” diyorlar. Ben “Bilim” derken onlar “S.kim” diyorlar. Ben  “Düşün” derken onlar “Üşen” diyorlar. Bu şartlarda nasıl başarılı olabilirim ki?

Kendime not : Ya ben de “s.kim” diyeceğim, ya da “s.ktirip gideceğim”... Game over bitch!!!


YOU HAVE BEEN FOOLED!!! SORRY TO INFORM...