30 Eylül 2012 Pazar

Kısa Metrajlı Komik Bir Film :)

Gözde'den kısa metrajlı bir film :) Çok hoşuma gitti, siz de izleyin. Metrobüs ve onu bekleyenler çok komik gözükmüşler...

edit: konuşurken konuşurken bir de mani yazayım gözde'ye de, ortamda sanatla ilgilenen o varmış gibi durmasın dedim :))))

Yazıldıysa göğsüne o derin aşk-ı heft-i sanat , 
Kurtar cahili zulmetten ve Abad eyle taht-ı saltanat, 
Eyme boynunu, dik dur, şem' ol karanlık geceye, 
Vazgeçme sevdandan yıkılsa da cihan, ele güne inat...

sözlük :  
heft-i sanat : 7. sanat  
zulmet : karanlık 
abad eylemek : zenginleştirmek 
şem' : mum




21 Eylül 2012 Cuma

TRIP ADVISOR COĞRAFYA TESTİ

 
Traveler IQ
The Traveler IQ challenge ranks your geographic knowledge against 8,978,216 other travelers.
İnanılmaz şekilde sarıyor insanı, bir de coğrafyaya meraklıysanız "dadundan" yenmez...

SEVGİLİ KARIMA...




Kalbimin, ömrümün sultanı... Hayatım boyunca güzel gözlerine bakakalmak ebedi gayem...Sana iki satır karaladım, umarım beğenirsin. Nice mutlu senelere, seni seviyorum karıcığım...











Ömür yetmez seyre doymaya o gül-i ruhsarını,
Hançer yetmez ayırmaya, gönlümden sevdanı.
Nigahın, mecnun-u ahval eyler, şu aciz adamı,
Tut elimi ve galeyana getir nida dolu feryadımı.

Nagehan başladı sevdamız döndü aşk-ı feverana
Tutsak oldum gözlerinde, mest oldum bakışlarına
Yitip gitmesin günler, olmasın tek bir an-ı ziyan
A'ma kalayım seyre dalarken o güzel afıtab-ı simana

NİCE MUTLU VE BERABER SENELERE NİLAYIM....



******
Sözlük:
gül-i ruhsar: gül yüzlü
nigah : bakış
mecnun-u ahval : kimsesiz deli
nagehan : aniden
feveran : büyük çoşku
a'ma : kör
afıtab-ı sima : çok güzel yüz

6 Eylül 2012 Perşembe

INSANLARI KANDIRMAK, KANDIRILDIKLARINA İKNA ETMEKTEN DAHA KOLAYDIR





INSANLARI KANDIRMAK, KANDIRILDIKLARINA İKNA ETMEKTEN DAHA KOLAYDIR

Mark Twain... Samuel Langhorne Clemens’in takma ismi... “İki kulaç derinlik” manasına gelen bir denizcilik terimi olduğu söyleniyor. Araştırılmalı. Hepimiz biliriz; Tom Sawyer’ı. İşte onun yazarı, daktilo kullanarak roman yazan ilk yazar. (evet her zaman laptop yoktu ergenler, lütfen saçmalamayın)

Ünlü sözüne geliyorum “Insanları kandırmak, kandırıldıklarına ikna etmekten daha kolaydır” . Önermeyi ilk okuduğum an; bunca zaman hemen her ortamda yaptığımız din ve  siyaset konuları canlandı gözümde. Ve “Ahaa.. evet...işte bu!!!” dedim. “Evreka’ydı”  Neden bunca zamandır onca hitabete rağmen, kendimce ve bilimsel olarak doğrulukları ispatlanmış ve artık “bilimsel kanun” kabul edilmiş,  post-teori aşamasındaki “gerçeklere” insanları neden ikna edemediğimi anlamıştım. Çünkü onların inanmışlıkları vardı. Çünkü onlar kandırılsın ya da kandırılmasın inandıkları doğruların “hata” olabileceği olasılığını asla görmek, duymak ve hatta düşünmek bile istemiyorlardı. Araştırmak da “zul” gediği için kulaktan dolma bilgiler onlara yetiyordu. Peki kulaktan dolma ibareler ve hikayelerle bir insanı doldurduğunuz zaman onu esasen de şeklen de kandırmış olmuyor musunuz? En nihayetinde bu hikayeleri anlatanlar da, büyük ihtimalle kulaktan dolmacı olduğuna göre, birinin attığı taşı, kırk deli toplanıp çıkaramıyor kuyudan manasına gelmiyor mu?

Insanların geneli malesef cahildir... Insanlar malesef bilgisiz ve vurdumduymazdır. Insanlar sorumluluk almaktan kaçınır. Insanlar malesef  kolaycıdır ve yönetilmek isterler. Kendi hayatlarında birilerinin, bir üst teoremin gölgesi olsun isterler. Bunun istisnası yoktur. Insanlar belki de ilkel korkularından sebep, hep aşağılanmak ve güçsüzlüğüne vurgu yapmak isterler.  Çin’deki budistler de aynı reaksiyonu gösterir, Latin Amerika’daki katolikler de, Sahra üstü müslümanları da. Hepimiz (küçük bir istisni grup hariç) sebebi belirsiz bir nedenle cayır cayır  yanacağımızı, ızdırap dolu bir ebediyetle karşılasacağını ya da bir sonraki hayatında sürüngen olarak geleceğinin korkusunu yaşar ve bundan kaçınmak için de "çitlerin" etrafına çıkamaz. Çıkan da kendini kontrol eden bir çoban köpeğinin farkındalığında olsa da, kendi koyunluğundan dem vurmaz. 


Bize bu öğretildi. Bizi yönetmek için bu bizlere takdim edildi. Kadim çağlardan bu yana bu iş insanlık tarihinin bilinen en zevkli ve en kar sağlayan ticareti olarak vucüt buldu. Üzgünüm ama kandırılmanın bedelini de ödediniz, ödüyoruz ve ödeyeceğiz. Kiminin parası, kiminin misyonerlik çabaları, kiminin sadece 4 yılda bir attığı oy. Kişiden kişiye sömürü boyut değiştirebilir ama netice değişmez. Onlar yağlı ballı evlerinde oturup, ellerini avuşturup bize kıs kıs gülerken, kurdukları imparatorluk gölgesinde ruhumuzu kırbaçlatan bizler ise, sabah akşam demeden gündelik ihtiyaçlarımızı gidermeye ve bizi yönlendirdikleri ebedi hayat için puan kazanmaya çalışıyoruz kan ter içinde.

Kandırılmış olmak. Kandırılmaktan öte acıtan şey nedir biliyor musunuz? Bence kandırıldığını görebilmek ve bunu önce kendine itiraf edebilmek. Ve evet, kandırıldığını itiraf eden sayısı parmağına batan kıymıktan ölen insan sayısı kadar azdır bence. Ne tuhaftır ki bu kişiler genelde kuzey ülkelerinde toplanmışlardır... Neden acaba? Bilgi, birikim, kişisel gelişim ve toplumsal paylaşımdan olabilir mi?

Her dost toplantısında ve /veya söz gelimi alelade ortamlarda karşılaşıyorum bağnazca ve sabit fikirli yaklaşımlarla. Bazen dakikalarca bazen de saatlerce uğraşıyorum. Amacım fikir değiştrirmek değil. Amacım okumasına ve kendisinin araştırmasına yöneltmek. Başarılı olamıyorum. Bunu sana ben değil, onlar söylüyor bari ona inan, OKU da anla diyorum. Bir dahakine daha sağlam bir sohbet yaparız diyorum, ne var ki sonuç alamıyorum. Neden bu duvarı yıkmak bu kadar zor? O denli kandırılmışlar ki, kendi bünyelerinde Berlin duvarları örmüşler. Eğer araştırırlarsa, belki haklı olabileceğimden ve bunu kendilerinin de keşfedeceğinden korkuyor olmalılar.

Bu sözden sonra anladım ki; ben onların sadece “kandırıldıklarına ikna etmeye çalışıyorum” Bu nedenle zorluk yaşıyorum. Oysa bakın sahte hocalara, sahte peygamberlere veya saçma sapan “Scientology” tarzı tarikatlar; nasıl da kolay kandırıyorlar insanları. Onlar kandırıldıklarına ikna etmiyorlar, sadece "kandırıyorlar".  Ben “yok” derken onlar “var” diyorlar. Ben “Bilim” derken onlar “S.kim” diyorlar. Ben  “Düşün” derken onlar “Üşen” diyorlar. Bu şartlarda nasıl başarılı olabilirim ki?

Kendime not : Ya ben de “s.kim” diyeceğim, ya da “s.ktirip gideceğim”... Game over bitch!!!


YOU HAVE BEEN FOOLED!!! SORRY TO INFORM...


12 Ocak 2012 Perşembe

Muzaffer Yeniçeri :)



Dün şirkette halı saha maçı yapılacaktı. Ne zaman bu durumu gelenekselleştirelim desek, bir dizi engelin karşımıza çıkmasıyla amacımıza ulaşamıyorduk. Muvaffak olamadan hüsrana dönüşen çabalamalardan bıkmıştık ve bu durumun süregelmesini artık istemiyorduk ki, ansızın bir gece evvel bastıran yağmur yeniden tüm planları alt üst etti. Mikail'in azizliğine bizimkilerin oyunbozanlığı eklenince, bana da eve dönüp koşu badında tepinmek kaldı. Ama Mikail'e karşı hissettiğim gücenmişlik ve şirket arkadaşlarıma karşı hissettiğim hayal kırıklığımı yazdığım 2 kıtalık hiciv manimle dışa vurdum. Vurdum ki bu hususlarda ne düşündüğüm kayda geçsin. Vurdum ki ileride de bu gibi durumlarda ne düşüneceğimi bilsinler. Vurdum ki ileride çalışacağım şirketlerde de halı saha maçlarına beni çağırmadan evvel 2 kez düşünsünler. :) Şaka bir yana maksat muhabbet ve ben muhabbet insanıyım. Muhabbet aracım da elimden alınınca kızıyorum, üzülüyorum. 2 damla yağmurun keyifli bir saatlik sosyal bir paylaşımı engellemesine gıcık oluyorum. Söylemeden edemeyeceğim, manime cevap gelmedi, en azından yazılı olarak, ama şifayen çok konuştuk üzerine... :)






                  Muzaffer Yeniçeri :)


Olmaya daha böylesi makus ve bedbaht bir hezeyan
Vazgeçene saldıra inşallah gözü kara mürit-i Taliban
İki damla yağmuru dert etmeyen çelikten civanmerdi;
Tutmalıdır el üstünde ve bahşetmelidir ünvan-ı "Muzaffer Yeniçeri"!

Madem öyle siz kaçın yağmurdan; sanırsın bizans askerleri
Erirsiniz sanki sizi gidi pembiş pampiş pamuk şekerleri sizi
Çok da makuldur şuursuzca top tepiklemeye iklim-i güz ötesi,
Gelirsen sahaya bulursun bendenizi ve diğer canhıraş dost-u zibidi...





Sadece kayıtlara geçsin istedim..Çok mühim değil...
Şimdi ve ileride bunu okuyacak kişilere sevgilerle...


Berk PINAR

21 Aralık 2011 Çarşamba

TÜRK ADALETİ ÜZERİNE - II -







Bu yazıyı okumadan evvel ilk etapta, bu yazının ilk bölümünü okumanızı tavsiye ederim. Eğer o yazıyı da okuduysanız, buyrun aşağıda devamı mevcut...

Hee bir de şimdi yukarda anlattıklarıma ek olarak; “jurnaller” türedi. En vahimi de bu grup. Bu jurnal grup, yemeden içmeden kesilip, yurtdışı mercilere, holiganlığın, partizanlığın sınırlarını zorlayarak, Türk’ü şikayet etme alışkanlığını kazanmış kimselerdir. Bu jurnaller, yabancıların dayatmaya çalıştığı “böl/yönet” prensibinin kafası basmadığı için, bilmeden de olsa neferleridir. Bu jurnaller, Avrupa’da kurulu olan ve her fırsatta "bizi çok sevdiği belli olan" çeşitli mercileri kendilerine ebedi dost bilip, kardeşini şikayet etmekte hiç bir sakınca görmeyen tuhaf canlı biçimleridir. Bu jurnaller “Avrupa’dan” gelecek yardımla rakiplerinin erimesini istemek gibi akılalmaz planlar ve amaçlar gütmektedir. Ama onlar şunu unutmasınlar ki; suçluluğu ispat edilen bir kişi, en fazla girer içeri çeker cezasını, ki bahse değer kişiler zaten içerdeler . En fazla biraz daha yatarlar. Eğer gerçeketn suç sabitse, bundan doğal bir süreçte olamaz zaten. Tüzel kişiler de gerekli ceza-i müeyyide neyse, onunla cezalandırılır olur biter. Yalnız ne var ki; sizlerin yaptığı bu jurnallik, tarihe geçecektir. Onlar suçlu da olsalar, suçsuz da olsalar, sizin yaptığınızın adı vatan hainliği olacak. Sizin yaptığınız jurnallik, her zaman sizin lekeniz olacak. Beyhude çabanız belki bugün işe yarayacak, ama sizin yüzünüz her zaman bu utanca,bu çamura bulanacak. Bir Türk’ü sırtından bıçaklayan olarak kalacak isminiz. Unutmayın ki; dünya kamuoyunun sizin e-postalarınıza ihtiyacı yok. İnternet çağındayız. Herkes istediği bilgiye ulaşabiliyor. Sizin çabanız kime hizmet ediyor? Bundan birkaç sene evvel İsviçre maçında yaşanan tatsız olayları tekrar tekrar göstererek Avrupa’nın gözüne soktuk. Sonrası malum. Sizler “kol kırılır yen içinde kalır” lafını bilmeyenlerdensiniz. Aslını inkar edenlerdensiniz. Aslına hıyanet edip, yabancıların eteklerine sarılanlarsınız. Siz “Jurnaller”, sizden tam manasıyla nefret ediyorum. Ok yaydan çıktıysa, zaten o ok, varacağı yere varacak. Darbe planlandıysa ve bu önlendiyse zaten kişiler bu hususta ceza alacak, şike yapıldıysa zaten gerçek ve tüzel kişiler bunun cezasını en ağır şekilde çekecek. Bu konuda hem fikiriz. Ama sizin yaptığınız “gambazlık” ve bunu asla anlayamam. Bu yaptığınız tüm ulusun itibarını zedeliyor. Reklam ve madara ediyorsunuz hepimizi jurnalliğinizle (kendiniz dahil).



Aklı selim olan kişi ne yapar? Önce kısa dönemli tarihi tarar? Örnek veriyorum bu Platini denen adam daha bundan 8-9 ay evvel Euro Bilmem Kaç için biz Fransızlarla yarışırken, lobi yapıp, Fransizlara bu ölçekli bir turnuvayı ikram etmedi mi? Ardından da çıkıp, sizin de bir UEFA başkanınız olsun, siz de turnuva alın demedi mi gevrek gevrek? Şimdi ne oldu da bu (lisanımı bağışlayın) Fransız dölü, birden sizin için ilah oldu? 20.12.2011 (dün) itibarıyle Fransız meclisi Sözde Ermeni Soykırımı inkar etmenin suç olmasını tartışmaya hazırlanırken, nereden çıktı bu Fransız sevdanız? Liseden gelen bir alışkanlık mı? Fransızdan, İsviçreli’den ne hayır gördünüz bugüne kadar? Bir kıyaklarını yazın şuraya, yemin billah susarım. Yapmayın, şapşal olmayın. Bırakın bu işi yargı çözsün. Yaptığınızın vatan hainliği olduğunu anlayın. Hakimden çok hukuk yalağınızı düşünmeyin. Unutmayın deveden büyük fil var ama, siz köstebekliği seçmeyin.

O rahibin yaptığı gibi sessiz kalmayın fakat, fikri mücadelenizi burada verin. Burada konuşun, burada yargıya başvurun. Abuk sabuk mercilerle ittifak olmaya çalışmayın. Bugün elinizi verirseniz, yarın kolunuzu kaptıracağınızı unutmayın ve bırakın herkes işini yapsın. Asker, asker olsun, gazeteci, gazeteci olsun. Topçu topçuluk yapsın. Ve elbette hakim, hakim kalsın. Herkes hakimliğe soyunmasın. Ve beni de içerdekilerin avukatı sanmayın. Sadece yaptığını kınayan biriyim. Size sizin doğrunuz nasılsa, bana da benim doğrum böyle.

Özetle, topu taça atarak defans yapılmaz. Burada dik dur, onurunla burada çarpış. Kazanacağından eminsen, kahpeleşmeye ne gerek var? Yanlış mı?

Son olarak; adalet saraylarımız var ama içi boş odalarla dolular. Saraylar var ama, koridorları hukuksuzlukla dolu. Saraylar var ama, 13 yaşında 24 kişi tarafından tecaüze uğrayan yavrucağa “rızasıyla beraber oldu” diyebiliyor. Deniz Fener’lerini el fenerine dönüştürebiliyor. Saray var ama, Üzülmez’leri hiç mi hiç üzmüyor. Lakin yine de siz, adalete inanın, adalete yine de, herşeye rağmen ve hatta “rağmenlerine rağmen” güvenin. Toplumun sübabı hukuk, şambreli hakimdir. Ne diken olsun ne çivi. Bırakın su akıp gitsin, nasılsa su, ne yapar ne eder, yatağını bulur...