10 Şubat 2010 Çarşamba

TESLİM VE FİYATLANDIRMA – II





Merhaba. Teslim ve fiyatlandırma konusuna daha önce bir giriş yapmıştık. Eski yazıya buradan ulaşabilirsiniz. Kısaca yaptığımız girişte; INCOTERMS’ün ne zaman, kim tarafından, ne amaçla tasarlandığını anlatmış ve kategorilerin hangileri olduğunun üstünde durmuştuk. Şimdi kategorileri ve altlarındaki klozları örneklerle inceleyelim.



E Kategorisi : Önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi, teslim şekillerinde kategoriler, ihracatçı açısından en az sorumluluk ve yükümlülük içeren hallerden en çok sorumluluk ve yükümlülük içeren ihracatlara doğru sıralanır. Bu bağlamda; E kategorisi, ihracatçı açısından en sevilen, başak bir deyişle en “cici” kategoridir.

EXW : Bu grupta sadece tek bir kloz mevcut; o da EXW diye kodlanan “ex-works” olarak bilinen “iş yerinde teslim” klozudur. Ex-factory , ex-warehouse gibi kullanımları da mevcuttur. Satıcı, ambalaj ve kolileme işlemi haricinde hiç bir yükümlülüğe karışmaz. Gümrük işlemleri yapılmamış ve taşıyıcıya yüklenmemiş şekilde alıcının tasarrufuna bırakılır. Yani ithalatçı; yükleme, ara nakliye, ihracat için gümrük işlemleri, yükleme masrafları, ana nakliye, mal sigortası, ithalat ülkesindeki ara nakliye, varış masrafları, ithalat için gümrük masrafları ve boşaltma masraflarının tamamını üstlenir.

Dilerseniz bir örnekle konuyu pratiğe dökelim : Diyelim ki 3M firmasından bir mal alacaksınız ve diyelim ki adamlar türlü yazışmalardan sonra size teslim şekli olarak EXW/Minnesota yazdılar. Bu ne demek? Bu şu demek : yani siz buaradan bir nakliye firması ile anlaşıp,3M’in Minnesota’daki merkezine bir araç yönlendireceksiniz ve akabinde gerekli tüm o işlemleri yaparak ithalatı gerçekleştireceksiniz. Yönlendirdiğiniz aracın şoförü 3M firmasına gidip malları ara nakliye aracına yüklediği anda, malların tüm hasar , zıya gibi riskleri de sizin tasarrufunuza yüklenecek. Peki bu noktada siz, Amerika’da ki gümrük işlerini nasıl halledeceksiniz, oradaki yüklemeyi nasıl organize edeceksiniz? Zira Amerika’da ne bir gümrükçü tanırsınız ne bir forklift operatörü, öyle değil mi? İşte bu noktada devreye ticari içtihatlar (teamüller) giriyor. Elbette sizin Amerika’da veya dünyanın herhangi bir yerinde gümrükçü, forkliftçi tanıma şansınız zor olduğundan ötürü, satıcı firma; yani ihracatçı tüzel kişi, malların ihracata dair gümrük işlemlerini bitirip size teslim eder. Bunun yanında genel olarak yükleme organizasyonuna da destek verdiğine sıklıkla rastlanır. Elbette yapılan masraflar karşı tarafa yani ithalatçıya ya fatura edilir ya “ambalaj masrafı” olarak gösterilir ya da ikili ve ticari ilişkiler kuvvetliyse herhangi bir bedel tahsil edilmez. Her ne kadar literatürde yükleme masrafına ve işine satıcının karışmadığı yazılsa da; teamülde biraz daha farklıdır. Aslında hem gümrük işlemlerinin halledilmesi hem de yüklemenin yapılmasına satıcı taraf müdahale ediyorsa, FCA terimini kullanmak daha doğrudur. Bunun yanında unutmamanız gereken en önemli unsurlardan birinin “sigorta” olduğunu ve bu yükümlülüğün de elbette ithalatçının üzerinde olduğudur. EXW ile alakalı olarak söylenmesi gereken son şey de; sorumluluk ve yükümlülüğün devrinin ara nakliye aracına yüklendiği “an” olduğunu bilmemizdir.




F Kategorisi : Bu grup; satıcının malları taşınmak üzere alıcının verdiği talimata göre teslim etmesini gerektirir. Bu ne demek?  Hemen detaylandıralım ve ardından örneklendirelim.

FCA : Bu grupta üç adet kloz bulunur ve kademeli olarak artar. EXW’den hemen sonra sıralanan teslim şekli FCA’dır. EXW’de de belirttiğimiz gibi eğer gümrükleme ve yükleme masraflarını satıcı üstleniyorsa (artı satıcı ülkesindeki ara nakliye de dahil olmak üzere) FCA terimi kullanılır. FCA terimini diğer “F” grubu terimlerinden ayıran bir özellik de bütün taşımalara (hava,kara,deniz,demiryolu) uygun olmasıdır. FCA; “free carrier” yani “taşıyıcıya masrafsız olarak ...belirtilen yerde” manasında kullanılır. Yani FCA/Barcelona denildiği zaman anlaşılması gereken şey şudur : İthalatçı olarak siz, malı Barcelona’dan yönlendirdiğimiz araçla belirtilen yerde teslim alacaksınız. Bu teslim yeri satıcı firmanın iş yeri de olabilir, bir liman da olabilir, bir antrepo da ya da bir gar da olabilir. Satıcı ambalaj ve kolileme, ara nakliye aracına yükleme, ara nakliye ve ihracat için gümrük işlemlerini yapmalıdır. Bunun dışında, kullanılıyorsa limandaki yükleme masrafları, ana nakliye, mal sigortası, ithalat ülkesindeki ara nakliye, varış masrafları, ithalat için gümrük masrafları ve boşaltma masrafları alıcıya aittir. Buradaki en önemli nöans ise; eğer teslim satıcının mahalinde ise, satıcı yüklemeden sorumludur ama teslim herhangi başka bir yerde ise o zaman satıcı boşaltmadan mesul olmaz.


FAS : F kategorisinde bulunan ikinci kloz; FAS “free along side” yani “gemi doğrultusunda masrafsız teslim”dir. Adından da anlaşılabileceği gibi mallar gemi doğrultusunda yerleştirildikleri zaman, satıcının malları teslim etmesi demektir. Tam da bu andan itibaren mallarla alakalı bütün masraflar, zıya ve hasar riskleri alıcının üstüne geçer. Bu terimde kesinlikle ve kesinlikle malın ihracata ilişkin gümrük işlemleri satıcının üstündedir. Ancak taraflar tam tersini aralarında anlaşırlarsa bunu satış sözleşmesinde belirtmek durumundadırlar. Ayrıca FAS teriminin sadece deniz ve içsu (dere, göl, gölet gibi) taşımacılığı için elverişli olduğunu ve kara, hava , demiryolu taşımacılığına karşılık vermediğini bilmekte fayda var. Tabloda görüleceği gibi sorumluluk ve yükümlülükler FCA ile aynıdır. Yalnızca teslim yeri değişiktir. Bunun dışında limandaki yükleme masrafları, ana nakliye, mal sigortası, ithalat ülkesindeki ara nakliye, varış masrafları, ithalat için gümrük masrafları ve boşaltma masrafları alıcıya aittir.







FOB : F kategorisindeki son kloz; FOB yani “free on board” ,”gemide masrafsız teslim” şeklidir. Belki de en önemli teslim şekilleriden biridir. Bunun sebebi ise haddinden fazla popüler olmasıdır ve aynı zamanda sürekli olarak yanlış kullanılmasıdır. Geleneksel olarak beyannamelerde ihracat bedeli FOB bedel üzerinden hesaplandığı için, sürekli aynı iki üç teslim şeklinde ısrar ederler. (beyannamelerde ithalatta CIF bedel baz alınır) FOB teriminde sıklıkla tacirler FOB işyeri, FOB/Çankırı, FOB/Sivas gibi kullanımlara imza atmaktadırlar. Oysa FOB terimi de FAS gibi yalnızca deniz , içsu gibi taşımalarda kullanılır. Eğer deniz yolu (ya da su yolu) kullanılmayacaksa, o halde FCA teriminin kullanılması daha mantıklı olur. FOB teriminde bir de “küpeşte” kavramı vardır. Bu kavram geminin yan duvarını anlatır. FOB’taki temel unsur, teslime ait malın küpeşteyi geçer geçmez, satıcının sorumluluk ve yükümlülüğünden alıcıya geçmesidir. Peki o halde; mal tam yüklenirken vinç boşalırsa ve mal küpeşteye çarpıp denize ya da limana düşerse ne olur? Ya da aynı şekilde mal küpeşteyi aşarken vinçten sıyrılıp güverteye düşerse ne olur? Bu iki durumda zayı, hasar durumları kime yansıtılır? Cevap oldukça basit; eğer mal küpeşteyi geçip güverteye düştüyse, hasar ve zıya alıcının üstüne kalır. Ama mal küpeşte düşüp denize veya limana düşerse o zaman hasar ve zıya satıcının üstüne kalır. Malların küpeşteyi aştıktan sonra örneğin vincin arızası sebebiyle düşüp denize veya limana boşalmasında da sorumluluk ve yükümlülük alıcıdadır. Bu anlamda bu teslim şeklinde de sigortanın büyük önemi vardır. Bu teslim şeklinde de satıcı; kolileme, ambalajlama,yükleme, ara nakliye ve ihracat için gümrük işlemlerini yapmakla mesuldur. Malların küpeşteyi aştığı ana kadarki liman masraflarını da satıcı karşılar. Öte taraftan küpeşte sonrası masraflar alıcı tarafından karşılanacağı gibi bir de şu ek masraf ve sorumluluklar da alıcı üstündedir : ana nakliye, mal sigortası, ithalat ülkesindeki ara nakliye, varış masrafları, ithalat için gümrük masrafları ve boşaltma masrafları. FOB teriminde karşımıza zaman zaman FOB (trimmed) , FOB (stowed) gibi (trimmed : istiflenmiş , stowed : düzenlenmiş) kullanımlar çıkar. Bu durumda; satış sözleşmelerinde satıcının ve alıcının istiflenmeden ve düzenlenmeden ne dereceye kadar mesul olduğunun açıkça belirtilmesi gerekir. Çünkü bu kavramlar kargaşaya yol açmaktadır. Bu nedenle eğer sözleşmede detaylandırılmayacaksa, hiç kullanılmamaları daha sağlıklı olur. Karıştırılan nokta hem teslimin tam olarak nerede biteceği yönündedir hem de bu sözcüklerin sadece masrafları mı kapsadığını yoksa masraflara hasarların da dahil edilip edilmediği hususundadır.


Devam edeceğim...

Berk PINAR

1 Şubat 2010 Pazartesi

Teslim Ve Fiyatlandırma






Merhaba. Daha önceden bu konuyu kısaca özetlemiştik, ama şimdi biraz daha detaya inmekte fayda var. Bu nedenle, bugün sizlere bahsedeceğim konu “dış ticarette teslim şekilleri” yani “Incoterms” klozları. Konuya giriş yapmak için hemen kısa bir örnek vermek gerekirse; diyelim ki bir malı almak için ya da satmak için yurtdışından veya yurtiçinden bir firma ile bağlantı kurdunuz ve diyelim ki satacağınız malın fiyatını karşı tarafa ileteceksiniz ya da size karşı taraftan mala ilişkin bir fiyat gelecek. İşte bu noktada o fiyatın içine neler dahil olacak, satanın ve alanın sorumluluk ve yükümlülükleri nerelerde başlayıp, nerelerde bitecek, neleri kapsayacak gibi sorunların bertaraf edilebilmesi için bugünkü konu gerek uluslararası ticarette gerekse de ulusal ticarette hayati önem taşıyor.

Bildiğimiz gibi bir malın rayiç bedelinin hesaplanmasında genel geçer mantık şu yöndedir : Bir malın üretiminde her işletme “sabit maliyet (kira, amortisman, işletme giderleri vb)” ve üretim artışına bağlı olarak “değişen maliyet (hammadde, iş gücü, yakıt, enerji vb)” gibi giderleri üstlenmekte olup, sabit ve değişken maliyetlerin toplamı ise o mal için yapılan “toplam maliyet” değerini vermektedir. O malın üretiminde ortaya çıkan bu “toplam maliyet” üretim miktarına bölündüğünde ise elimize “başa baş” noktası gelmektedir. Peki sadece başa baş noktasına kar koyarak satış mı yapmalıyız? Alıcının küreselleşmiş küçük dünyamızda nakliye, sigorta, gümrük vergileri, indirme-bindirme gibi yan masraflarında hesaba katılması gibi bir isteği olursa ne yapacağız? Elbette artık “Ben sadece depomdan satarım kardeş, gel-al malını!” diyemeyiz. Bu nedenle bu ve benzeri hesaplamaları yapabilmek adına ve bu hesaplamalardan ortaya çıkacak karışıklıkları önleyebilmek adına bazı çalışmalar yapılmıştır.

Peki bu çalışmalar ve amacı nedir ve bu çalışmaları kim yapmaktadır?

Merkezi Paris’te bulunan Uluslar arası Ticaret Odası (ICC), uluslar arası ticaret hareketlerinde anlaşmazlıkları, uyuşmazlıkları ve hukuksal ihtilafları ortadan kaldırmak ve böylece alıcı ile satıcının gereksiz yere para ve zaman kaybını önlemek amacıyla, salım-satım işlemlerine bazı kurallar getirmiş ve bu düzenlemeleri ilk kez 1936’da “INCOTERMS” adıyla yürürlüğe sunmuştur. Daha sonradan pek çok revizyona uğramış ve 1953, 1967, 1976, 1980, 1990 ve nihayet 2000’de bazı değişikliklerle son halini almıştır. 2000’den bu yana bu konuda çeşitli revizyon çalışmaları yapılmakta olmasına rağmen halen daha INCOTERMS 2000 broşürü güncelliğini korumaktadır.

Incoterms’ün kapsamı; maddi malları içine alır. Yani bilgisayar yazılımı gibi gayri maddi haklar (intangibles) incotems’ün kapsamı içinde değildir.

Dilerseniz artık yavaş yavaş incoterms klozlarını tanımaya başlayalım…

Herhangi bir vesaik çeşidinde (örneğin ticarî faturada) teslim belirtileceği zaman, ilgili teslim şeklinin kod harflerle ve yanına da ihracatçının teslimi gerçekleştirip sorumluluğunun bittiği yerin isim yazılır. Örneğin EXW/Konya , FCA/Marsilya , FOB/Genova, CPT/Selanik veya DDU/Şam gibi…


Incotermsler uluslararası ticarette kullanılan, evrensel olarak standardize edilmiş sözleşme terimleridir. Değindiğimiz gibi değişimi yapılan malların fiyatı bu terimlerin müzakeresine dayanan bir sözleşmede belirtilir. Temelde, müzakereye konu olan terimler, ürünün taşınmasının hangi kısmını hangi tarafın ödeyeceğini gösterir. Bu terimlerin sözleşmede kullanımı zorunlu değildir. Ancak bu terimlerin (klozların) kullanılması, sözleşmenin dayandırılacağı hukukî zemin açısından son derece sağlıklıdır. Bu nedenle, uluslararası ticarete katılan taraflar en azından bu terimlerin bir örneğini referans için bulundurmalıdır. Dört ayrı kategoride toplanmış ve herbiri üç harf kısaltması ile belirtilen onüç adet kloz vardır.

Öncelikle kategorileri tanıyalım ve hemen akabinde de klozları tek tek inceleyelim.

Dört ayrı kategori şunlardır : E, F, C, D…Bu kategoriler satıcının en az yükümlülük taşımasından en az yükümlülüğüne göre sıralanmıştır. Başka bir değişle E grubunda satıcı “güllük gülistanlık” bir satış yapıp “malı gel, depomdan al kardeşim, gerisine ben karışmam” tavrını takınırken, kademeli olarak “D” kategorisinde satıcı, malını satmak için malı alıcının deposuna ya da talep ettiği yere kadar taşımak ve tüm sorumlulukları üstlenmektedir. İlerleyen bölümlerde tüm bu sorumluluk ve yükümlülüklere detaylı olarak değineceğiz. Başka bir değişle bir ithalatçı için en kolay ithalat yolu D kategorisi iken, en çok çaba sarf etmesi gereken kategori de elbette E kategorisi olmaktadır.

Bu kategorilerin sırasını ezberlemek elbette gereksiz. Bu nedenle aşağıdaki akrostiş metinleri hazırladım. Bu yoldan daha kolay bir hatırlatma sağlayabilceğimizi düşünüyorum..

E dirne’den Fatsa’ya
F iyat
C aizpse
D animarka’ya

Teslim şekilleri konusuna yaptığımız bu girişin ardından, önümüzdeki yazılarda tek tek klozları anlatacağız ve ihracatçı/ithalatçı olarak sorumluluk ve yükümlülüklerimizin nerelerde başlayıp nerelerde bittiğini irdeleyeceğiz...

Devam edeceğim..

Berk PINAR

20 Ocak 2010 Çarşamba

Elektronik Eşya İthalatı









Selamlar. Geçen gün hem şahsi e-posta adresime yönlendirilen, hem de forumlarda sorulan soruların çoğunun Çin’den elektronik eşya ithaline ilişkin olduğunu farkettiğimde, bu konuyu yazmaya karar verdim. Her ne kadar internette bu konu ile alakalı benzer yazılar olsa da; sizlere bir özet de ben yapayım dedim. Buarada, bu yazının sadece Çin’den ithalat esaslarını kapsadığını düşünmeyin. Kanunlar ve genelgeler geneldir, yalnızca ben bu yazıyı Çin’den ithalat kapsamında hazırladım. Bunun yanında sizlere yeni gümrük kanunundaki bir -iki gelişmeyi de vererek bazı hatırlatmalar yapacağım.. Unutmadan; dilerseniz Çin ile alakalı diğer yazılarımı da okuyabilirsiniz. Yazı 1 ve Yazı 2 için lütfen tıklayın...

E-posta adresime gelen soru şöyleydi : Çin’den, örnek üründen sonra 10 ve 50’şer parça olmak üzere notebook getirtmeyi düşünüyoruz. Tabii orjinallik ve garanti üzerinde çok durmamıza rağmen, işi garatiye almanın bir yolunu bulamadık. Beni düşündüren mevzuları özetlemem gerekirse; ürünlerin garantisinden ve orjinalliğinden nasıl emin olabilirim, güvenilir bir şekilde nasıl ödeme yapabilirim, ürünler (ya da örnek ürün) ile ilgili gümrük süreci nedir. Kusura bakmayın, acemiğimizle bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Yardımcı olursanız çok seviniriz...

Benim verdiğim cevap ise şöyleydi : Türkiye’de elektronik eşya ithalatı aşamasında; satış sonrası ile alakalı olarak; yedek parça, onarım, garanti gibi hizmetler gereken ürünlerde "Bakım/Onarım ve Servis Garanti Belgesi" aranır. Yani siz eğer; halihazırda bilgisayar işi ile ilgiliyseniz, satış ve satış sonrası ofisleriniz ve hizmet ağınız varsa; o zaman sorun yok. Bunun dışında bu ithalatı yapmanız zor. Ayrıca; Türkiye'ye ithal edeceginiz bütün elektronik ürünler, ilgili listelerde yer aliyorsa CE belgesine sahip olmalıdır. CE belgesine sahip olsa da, bir ürünün CE standartlarında olup olmadığının tesbiti için TSE'ye gönderilmesi gerekir. (Ya da CE işareti olduğunun ispatı için “deklarasyon belgesi” ibrazı şarttır.) Bunun dışında, güvenli bir ortada çalışma fırsatı bulabilmek ve Çin ile alakalı aklınızdaki soru işaretlerine çözüm oluşturabilmek adına sizlere Çin'de yerleşik satın alma acentalarını öneririm. Hatta Çin’de pek çok Türk danışmanlık firması mevcut. Onlar, sizin adınıza bütün işlemleri oradan hallediyorlar. (ürün ve firma analizi, sözleşme, satın alma işlemleri, gözlemleme, yüklemeye iştirak v.b.) Bu firmalar, bu hizmetlere ek olarak hem lisan sorununu çözüyorlar, hem de ticari danışmanlık veriyorlar. Buna ek olarak; garanti belgesine ek olarak yine Sanayi Bakanlığın’dan “Satış Sonrası Hizmetleri Yeterlilik Belgesi” alınması şarttır. Bu belge için değişik bölgelerde yetkili servislerle anlaşma gereklidir. Bunun yanında belirtmeliyim ki; Türkiye’de ikinci el elektornik eşya ithalatı malesef yasaktır.


Son olarak sizlere 07.10.2009 tarihinde yürürlüğe giren yeni gümrük kanunundan bir iki nokta belirterek yazımı sonlandırıyorum.

• Madde 167’deki ithal eşyasında Gümrük Muafiyeti için belirlenen alt sınır, 100 €’dan 150 €’ya çıkarılmıştır. Ayrıca yolcu beraberinde getirilecek hediyelik eşyanın muafiyet limiti, 300 €’dan 430 €’ya yükseltilmiştir.

• Madde 225 uyarınca; posta veya kurye kargo kapsamında gelen veya gönderilen, brüt miktarı 30 kg. ve 1500 €’yu geçmeyen ihracat rejimine ait eşya ve serbest dolaşıma giriş rejimine konu olan (ithal edilen) ticari mahiyet arz etmeyen eşyaların gümrük beyanı dahil tüm gümrük işlemlerini, yukarıda bahsettiğimiz taşıyıcı firmalar gerçekleştirecek ve bu hizmetlerden herhangi bir ücret talep edemeyeceklerdir. Yalnız bunun için bir vekalatname vermeniz gerekmektedir. Bununla beraber muhakkak dikkat edilmesi gereken bir unsur da; gümrük müşavirliği ücreti alınmadı zannedip kar ettiğimizi düşünürken, “ordino veya ardiye” masraflarının şişirilmesinden ötürü tabir-i caizse; kazık yememek!!!


Görüşmek üzere...

Berk PINAR

30 Aralık 2009 Çarşamba

Global Düzenbazlar V









Merhaba. Bu yazıyı okumadan önce muhakkak “Global Düzenbazlar IV” yazısını okumanızı tavsiye ediyorum. Eğer okuduysanız; derhal hızımızı alalım ve “Nigerian Scam / 419” konusuna devam edelim.

419 hadiseleri sadece “devrik bir liderin oğlu, bir bürokratın örtülü ödenek paralarını aklaması v.b.” unsurları içine almıyor elbette. Son zamanlarda bilhassa +359 telefon kodu ile komşu Bulgaristan’dan da sıkça gelen arkadaşlık teklifleri (!) sayesinde bu tarz dolandırıcılıklar da boyut değiştirmiş ve budaklanmıştır. Ama biz yine de işin ticari kısmından örneklemelere devam edelim.

Bitirdiğimiz kriz senesinde pek çok üretici / işletmeci daralan Avrupa pazarından gözlerini diğer pazarlara çevirmek zorunda kalmış ve dış ticaretteki dikkatlerini 3. Dünya ülkerinin olduğu Afrika pazarına kaydırmıştır. Bilhassa tekstil üreticileri, Afrika pazarını kendilerine hedef-pazar seçmişlerdir..

Ancak, özellikle Nijerya çıkışlı Afrikalı firmalara dikkat etmekte fayda var. Nijerya çıkışlı firmalardan çoğu üretici ve ihracatçı muzdarip olmuş durumda. Türk ihracatçısına faks, telefon, e-posta veya B2B sitelerinden ulaşıp satış konusunda aracılık yapabileceklerini bildiriyorlar.

Afrikalı dolandırıcılar; bazı belgelerin doldurulmasını, ardından kaşelenerek geri gönderilmesini talep ediyorlar. Kaşelenmesini istedikleri belgeler; ICPO (Irrevocable Corporate Purchase Order) yani geri dönülemez satın alma sözleşmesi ve LOI (Letter of Intent) yani niyet mektubu. Bu belgelerle güven kazanan firmalar, imzalardan hemen sonra sözde bir “avukat” sizinle irtibata geçiyor ve elbette sizden sözkonusu avukatlık hizmetleri için yüklü bir meblağ para istiyor.(1) Elbette çoğu firma da “kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” mantığı ile karşılarına çıkan meblağları transfer ediyorlar.

Yine kendilerini firma sahibi/ bürokrat gibi tanıtan bu uyanıklar sizden ilk etapta az az, fakat ilerleyen etaplarda yoğun miktarda numune de almak isteyebilir. Örneğin “Global Düzenbazlar II” yazımda bir e-ticaret kazazedesinin Nijerya’lı bürokratlara (!) neredeyse bütün bır kış yetecek kadar bal, tereyağı ve fındık ezmesi yolladığını yazmıştım. Dolayısıyla buradaki en önemli unsurun; büyük vaadlerle gözü boyanan kurbanın, küçük küçük ısırılması ve uygun an geldiğinde de boğazlanması olarak resmedilebilir.

Eğer atılan oltaya yakalandıysanız; para kazanma hayaliyle size söylenen yalanları ister istemez görmezden gelebilirsiniz. Örneğin; işte bazı aksamaların olduğu, bazı problemlerin çıktığı söylenerek bir takım komisyon ve sözde rüşvetlerin sizden istendiğini görebilirsiniz. Karşı tarafı yeteri kadar doyurursanız ya da tam tersi hiç doyurmassanız, bu şahışların bir anda sırra kadem bastıklarını görürsünüz.

Bir diğer senaryoda da; çeşitli bahanelerle sizden kimlik ve pasaport bilgilerinizin eksiksiz olarak alınmasıdır. (örneğin size davetiye yollamak isterler, çünkü sizi hayali bir beş yıldızlı otelde ağarlayacaklardır ve size eşsiz Lagos akşamlarını tattırmak istediklerini söylemişlerdir) Eğer bu ticari toplantı fırsatını onaylar ve kimlik bilgilerinizi karşı tarafa yollarsanız; kim bilir belki de adınıza çekilmiş yüklü bir miktarda banka kredisi olduğu gerçeğini öğrenebilirsiniz. Unutmayın ki “minareyi çalan kılfını uydurur” ! İşbu nedenle size herşey çok profesyonel gözükecektir. Her türlü formlar, e-mailler, telefonlar, avukatlar ve hatta promosyon ürünler gözünüzü boyamaya hizmet edecektir.

İşin en kötü yanı bu tarz bir dolandırılma ile karşılaşırsanız paranızı kurtarma gibi bir şansınızın hemen hemen hiç olmamasıdır. Bu sebepten ötürü mail kutunuza düşen bu tarz mailleri dikkate almamanız sizin yararınıza olacaktır.(2) Hatta parasını kurtarmak için Nijerya’ya giden kazazedelerin, 419’cular tarafından kaçırılıp ailelerinden fidye istendiği bile rapor edilmiştir. Bu da 419’cuların nasıl örgütlendiğine en somut örnektir. Yani elinizi verirseniz muhakkak kolunuzu kaptırırsınız.

O halde ne yapalım? Afrika ile hiç çalışmayalım mı? Elbette hayır. Ama ilk etapta bu 419 tarzı e-mailleri gelir gelmez silin gitsin. Öte yandan gerçekten ticari bir faaliyet amacı ile sizinle irtibat kurulduğuna inanıyorsanız, ya da irtibatı siz kurduysanız, benim şahsi önerim hemen Nijerya’daki Türk Ticaret Müşteşarlığı ile irtibata geçmeniz ve karşı şirketin ticari sicilini inceletmeniz. Bunun da akabinde eğer sorun yok gibi gözüküyorsa ödeme şeklini mümkün mertebe “Peşin Ödemeye” çevirmeye çalışın. Zaten ürününüz sizinle çalışmak istenecek kadar “niş” ya da fiyat bakımından uygunsa zaten şartlarınızı kabul ederler. Yani kısaca özellikle bu tarz 3. dünya ülkeleri ile çalışırken ekstra dikkat ve özen göstermenizi şiddetle tavsiye ederim...

Eğer tüm bunlardan sonra halen daha size bu 419 tarzı e-postalar geliyorsa lütfen bu e-postaları buraya yönlendirin.

Ne diyelim...Lütfen çok dikkat edin ve ekran karşısındaki kişinin artniyetli olabileceğini unutmayın..


Kolay gelsin....


Berk PINAR


Dış Ticaret Uzmanı



Kaynaklar :
1. www.foreigntradeforum.com yazar: Burak Çağrı Ekici
2. www.foreigntradeforum.com yazar: Burak Çağrı Ekici

Global Düzenbazlar IV











Merhaba. Bu yazımda hem “global düzenbazlar” yazı dizimize devam edeceğim hem de “nigerian scam / 419” diye adlandırılan dolandırıcılık yöntemlerine değineceğim.

Eminim ki çoğunuza bilhassa Nijerya’dan, Bangladeş’den zaman zaman Endonezya’dan veya Rusya’dan kafa karıştırıcı e-postalar geliyordur. Bu e-postalarda ya hükümetler değişmiş, askerler iktidara gelmiştir, ya memleketin ünlü bir siması vefat etmiştir ve genellikle İsviçre’de bulunan hesapların aktarılması için bir yurtdışı hesabına ihtiyaç vardır, ya da devrik kralın çocukları bürokratlar aracılığı ile aile sermayesini “sizin” üstünüzden yurt dışına kaçırmak istemektedirler. Bunun karşılığında da size yüksek oranlı komisyon teklif edilmektedir. Fakat ne gariptir ki; kimi zaman yüzlerce milyon amerikan dolarını bulan bu servet sahiplerinin (!) koca dünyada sizden başka güveneceği bir kimse de yoktur. (1)

Şu aşamada eminim ki çoğunuz içinizden diyorsunuz ki; “Ben hayatta böyle birşeye inanmam, bana böyle bir e-posta gelse hemen silerim”. Belki haklısınız, ama rakamlar tam tersini söylüyor...

Dilerseniz; bir de bu tarz dolandırıcılık hikayelerinin merkezinin neden Nijerya olduğunu, bu tarz hadiselere neden “Nigerian Scam” (Nijerya Dolandırıcılığı) denildiğini bazı şaşırtıcı bilgilerle destekleyelim.

• Nijerya, Afrika’nın en kalabalık ülkesi (tahmini 135 milyon)
• Nijerya, Afrika’nın en büyük ikinci ekonomisi (hem de katma değerli üretim olmadan)
• Nijerya dünya’nın en büyük altıncı petrol üreticisi (halka düşen pay neredeyse % 0 !!)
• Nijerya, BM kayıtlarına göre Dünya’da en fazla yolsuzluk yapılan ülkesi.
• Nijerya, kabileler ve dinler arası gel-gitler yaşayan, tam anlamıyla bir kosmopolit çorba. (2)

Bu altyapısal bilgilerden sonra belirtmeliyim ki; Nijerya’da gelir dağılımı çok bozuktur. Dünya’nın altıncı büyük petrol üreticisi olmasına rağmen, ülkede petrol karaborsadan satılmaktadır ve parayı sadece devlet ile iş yapan aracılar (!) kazanmaktadır. Alt ve üst yapısı neredeyse “0” olan bu ülkenin “genç girşimcileri” de sermayesiz oldukları için çözümü dolandırıcılıkta buluyorlar. Yapılan tahminlere göre ülkede 250.000 profesyonel dolandırıcı var. Bakın düşünün ki bu rakam; orta ölçekli bir Anadolu kentinin kadınlı-erkekli, çoluklu-çocuklu rakamına denk geliyor.



Bu tarz mektupla kurban arama sistemi ilk etapta posta yoluyla başlamış, zaman içinde teknolojiye ayak uydurarak faksa, şimdi de e-posta vasıtasıyla kozmik bir sıçrama gerçekleştirdi ve dünyada bu işin öncüsü Nijerya olduğu için de “Nigerian Scam” adıyla anılmaya başlandı. Bu tarz dolandırıcılık vakaalarının bir diğer ismi de “419” olarak adlandırılmaktadır. 419 ismi; Nijerya’daki hukuk sisteminin “dolandırıcılıkla alakalı” maddesinden gelmektedir. 419 vakaalarının sağladığı senelik ort. 1.000.000.000,00 $ (bir milyar dolar), Nijerya ekonomisinininde % 2 sine tekabül etmektedir. Bu nedenle de Nijerya hükümeti, dolandırıclığa karşı savaş açmış gibi görünse de “ekonomiye döviz girdisi sağladığı için” altın yumurtlayan tavuğu kesmek niyetinde değillerdir.



Devam edeceğim...

Berk PINAR

Dış Ticaret Uzmanı






Referanslar :

(1) : Radikal Gazetesi
(2) : www.binrota.com

27 Aralık 2009 Pazar

GLOBAL DÜZENBAZLAR - III








Merhabalar.. Bu yazımda hem “global düzenbazlar” yazı dizisine devam edeceğim, hem de “hayati lojistik detaylar” yazı dizimize gönderme yapacağım. Önceki yazılarımda uluslar arası ilişkilerde, ticarette nakliyecilerin öneminin üzerine basarak dem vurmuştuk. Bugünkü yazımız da hemen hemen aynı paralellikte.



Kısa bir vaka anlatarak konuya hızlıca girelim : Malatya’dan yüklenen 20 ton kuru kayısı, Türkiye’de ihracata dair gümrük işlemlerinden geçtikten sonra (yani tutarı, cinsi, tonajı beyan edildikten sonra) ihracata hazır hale getiriliyor ve akabinde gümrük halatları bağlandıktan sonra yola çıkıyor. Ortalama bir haftalık bir yolculuğun ardından Fransa’nın bir kentine malzemeyi teslim etmek için Fransız gümrüğüne geliyor. İthalata dair işlemlerin akabinde kayısılar alıcı tarafından teslim alınıyor. Elbette buraya kadar her şey normal seyrinde ilerliyor. Alıcı önceden edindiği tecrübelere istinaden malı tartıyor ve sonucu 18 ton olarak çıkartıyor. Bu olayın ardından hemen satıcı firma ile irtibata geçerek malın iki tonunda noksanlık olduğunu ve ödemeyi 18 ton üzerinden yapacağını beyan ediyor. (mal mukabili çalışılmış – dış ticarette ödemeleri incelemek için buyurun buraya) Satıcı firma biraz da ihracat tecrübesizliğinin verdiği dezavantajla malın 20 ton olarak yüklendiği konusunda ısrar etse de, ilerideki işlerin önünü tıkamamak adına itirazına son veriyor ve eksik ödeme tahsil ediyor.





Peki böyle bir durumda neler yapılabilir, nasıl böyle bir şey olmuş, burada nakliyecinin önemi nedir? Bir de bunlara değinelim.






Soru 1 : 20 ton kayısı nasıl bir haftada 18 ton olur?


Cevap 1 : Oldukça basit. Tam kurumamış kayısı yolda su kaybıyla kütlesinin %10’unu buharlaştırırsa (ki bu zaten olağan bir durum, tıpkı salatalıkların hale doğru yolda gelirken büyümeye devam etmesi gibi) bir haftada yirmi tonda iki ton su kaybı yaşanabilir. İzafi anlamda yok olan bir maddeden değil, şekil değiştiren bir elementten bahsediyoruz. Yoksa elbette hiçbir madde yoktan var olmaz, vardan yok olmaz. :)






Soru 2 : Bu aşamada nakliyeciye danışılsaydı, onlar bu hususta ne yapabilirdi?



Cevap 2 : Nakliyeciye eğer danışılsaydı, nakliyeci ilk etapta satıcıyı ve kendini haklı çıkarabilmek adına şu soruları sorması gerektiğini öğütlerdi. “Kap adetlerinde noksanlık var mı, eğer varsa kaç kap, eğer yoksa deformasyon yapılmış mı yani ellenmiş mi veya çalınma gözlenmiş mi, mal gümrüğe vardığında gümrük halatı bağlı mıydı (ki değilse zaten gümrük işleminde denetim olur). Bunların akabinde ihracat sırasındaki kantar fişini de satıcıya ulaştırabilir ve satıcıyı argümanında nispeten haklı konuma taşıyabilirdi.








Soru 3 : Böylesi bir durumu peşinen nasıl engellersiniz?


Cevap 3 : Bir kere unutmamak gerekir ki; meyve-sebze işlerinde bu tarz dalavereler çok olur. Bu nedenle ödeme koşullarında belki biraz daha katı olmak sizin riskinizi azaltabilir. Belki pazarlık şansınız da azalabilir ama hiç değilse zarar etmezsiniz. Veya bu tarz durumlar için müşterinizi önceden uyarıp onayını alabilirsiniz. Bu sayede sevk sonrası sorun yaşamazsınız.






Soru 4 : Şayet böylesi bir durumla karşılaşırsanız, çıkış nasıl olur?


Cevap 4 : Olasılıklar dahilinde ya fire payına katlanırsınız, ya karşı tarafın katlanmasını iknaya çabalarsınız , ya uzlaşamazsanız sözleşmenizde belirtilen idari mahkemelere başvurursunuz (ki her satış sürecinde bilhassa ihtilaf halinde yetkili olacak mahkemenin belirtildiği bir satış sözleşmesi yapılmasını öneriyorum), ya da uluslararası bir hakem heyetine başvurursunuz.







Soru 5 : Bu işte karşılaşılan diğer “çakallıklar” nelerdir?


Cevap 5 :Sadece tonaj firesinden değil, aynı oyunu malı teslim alan firma “malların belirli bir oranının çürük, ezik vb. çıktığını” söyleyerek de yapabilirler. Bu aşamada da alıcı taraf yüklemeye dair beklediğiniz paranın tamamını ödemekten kaçınacaktır.




Sonuç olarak; elbette her işte risk var, elbette her işte fire payı var ama bir de şu var ki; eğer fire olacaksa veya risk unsuru mevcutsa, bunun dümeninin sizin elinizde olması gerekir, karşı tarafta değil. Ayrıca “Nasılsa ileride daha çok iş yaparım!” düşüncesiyle yelkenleri kolayca suya indirmemeliyiz. Neticede bu tarz olaylar milli serveti ve ticari ünvanımızı zedeleyen eylemler.



Kısacası her zaman değindiğimiz gibi ; aman dikkat!!! Özellikle dış ticarette, daha fazla ihtiyatlı olmakta fayda var. Neticede büyük olasılıkla mal sattığınız ya da mal aldığınız kişiyi belki de hiçbir zaman şahsen tanımayacaksınız ve siz ona bir bilgisayar ekranına bakarak güvenmeye çalışıyorsunuz. Unutmayın!!!




Görüşmek üzere..



Berk PINAR